9 Aralık 2012

Köpek Dişi (Kynodontas), 2009, Giorgos Lanthimos



Helin KAYMAK

Köpek Dişi ve Aile Sorununun Ontolojisi

            Nesnelerin ad ve anlamlarını kendinize göre değiştirip, düzenleyebilseydiniz mutluluk vadeden bir oyununun öznesi mi olurdunuz yoksa çarpıcı ve acınası bir köle mi? Eğer ki bu oyunu, mevcut sistemlerin gönüllü hizmetçileri ile oynuyorsanız ve oynadığınız oyununun farkında değilseniz mutluluğa hiç de şansınız olmadığını söylemek zorundayım!

            Giorgos Lanthimos'un yönettiği Köpek Dişi Filmi için forumlarda genellikle " İşlevsiz ailelerin gelebileceği son nokta bu..."  şeklide yorumlar yapılmış ancak film tam aksine sistemin "aile örgütünün" temel işlevini sarsıcı bir şekilde ayyuka çıkarmış. Film, üç genç kardeşin ebeveynlerinin toplumsal izolasyon ve itaatin öğretileri adına söz gelimi ailelerin çocuklarını her koşulda, her türlü saldırıya ve tehlikeye karşı koruyacağı safsatası karşısında nasıl köleleştirildiklerinden söz ediyor. Evin dışındaki her türlü dışarı hayatının "çocuklara" zarar vereceği fikrinden hareketle üç genç kardeş doğdukları andan itibaren hiç bir sebeple evlerinin arazisi dışındaki her hangi bir  insan, aktivite, oyun, sokak ve hatta asfaltla bile tanıştırılmıyorlar ve çeşitli yöntemlerle bu tür tehlikelerden "korunmayı" öğreniyorlar. Ancak film devam ederken kardeşler arasında çeşitli saldırganlık belirtileri ve cinsel istekler görülmeye başlıyor ve netice itibariyle hepimizin basitçe ifade ettiği şekilde "insan toplumsal bir varlıktır" mesajını verirken, aile içerisine sırf erkek kardeşin cinsel ihtiyaçlarını karşılaması için getirilen Christina'nın verdiği Rocky filmi ile sinema terapinin önemini de vurgulayarak tek yönlü biçimsellik karşısında büyük ablanın kendisine zarar vermek pahasına isyan etmiş olması umut vadedici.




            Kendi varlığının doğru olmadığından emin olan veya şüphesi olan her türlü sistem, yönetim biçimi sürekliliklerini koruyabilmek için insanlara zarar verip vermeyeceğini düşünmeksizin böylesi tedbirler alırlar. Öyle ki; kapitalist sitemler en temelde korku, denetim ve itaat kültürlerinin yaygınlaştırılması koşuluyla ayakta durabilirler. Okullarda aldığımız "öğretim" ile ailelerimizden aldığımız "eğitimin" paralelliği sonucunda sistemleri koruyan kurumlar, kurumları koruyan insanlar olduğumuzu farkettiğimizi ifade ederken bile hiyerarşik işleyişi sitemden- devletten gönüllü devralmış Anne-Babalarımızın bizim için kurguladığı dünyalar bizim de sahiplendiğimiz o küçük "dünyalarımız" oluyor bir süre sonra, farkında mısınız?

            Sosyolojik Filmler kapsamında Aile Sosyolojisi literatürüyle değerlendirilebilecek düzeyde bir film olmakla beraber aile olgusunun, kurumunun sistematik ajanlığı ile ilgili çokça çıkarım yapmanızı sağlayacak bir film.




Hiç yorum yok: