31 Ocak 2013

Babamın Sesi, Orhan Eskiköy - Zeynel Doğan



Helin Kaymak

 BABAMIN SESİ, ANNEMİN KİM'SESİ



                 Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan "İki Dil Bir Bavul" filminden sonra Zeynel Doğan'la beraber bizzat Zeynel Doğan'ın hayatından esinle çekilen "Babamın Sesi" filmiyle çıktı seyirci karşısına. Kamuoyunda geniş yer tutan film, Elbistanlı bir ailenin dramını neredeyse her detayı incelikle düşünülmüş bir şekilde aktarmayı başarmış. 

                Çok şey yazıldı filmle ilgili çok da konuşuldu... Ama ben başka bir yerden bakıyorum filme, ben de Elbistanlı bir ailenin çocuğu olarak gelmiştim dünyaya ve

                BİZİM ORALARDA BABA MESLEĞİDİR GURBETÇİLİK!


                Elbistan'dan Avrupa'ya ilk gurbetçilik meselesi Almanya'nın 1969 işçi alımlarıyla başlıyor. Babalar yok paralara Almanya'da vasıfsız olarak çalışabilmek üzere evlerinden ayrılıyor, çocuklarıyla yıllarca bir araya gelmeden, zamanın imkanları nedeniyle seslerini  bile duymadan aile olarak kalmaya direniyorlar... Sonrası 1978 Maraş Katliamıyla birlikte aileler sistemin yok etme politikalarından da kaçarcasına "kaçak" yollardan Avrupa'nın çeşitli ülkelerine sığınıyorlar. En çok da aile kararları ile babalar, erkek evlatlar yok edilmesin diye, direnmesin diye gönderiliyor... Gidenin gerisinde kalmış  çocuklar, çoğunlukla babasının ne iş yaptığını bile bilmeyen çocuklar, kabaca şantiyeci ama en çok da gurbetçi olan babalarını çok sever  ama hiç tanımadan, sadece sesiyle.

                 Bu sebepledir ki babamla ilk anım da sesidir, son anım da sesi...

                EVET, BİZİM ORALARDA BABA MESLEĞİDİR ANNELERİ CEHALETLE SUÇLAMAK!

                Çok şanslıydım çocukken çünkü arkadaşlarımın adını bile bilmediği yerlerde çalışıyordu babam. Türkiye'de gitmediği hiç  bir il kalmamıştı ve dünyayı  dolaşıyordu artık: Katar, Venezüella, Cezayir, Rusya, Irak, Lübnan...  Sonra dünyayı dolaşırken çok görmüştü babam, çok öğrenmişti ve hep yerinde sayan annem artık bir cahildi. çocuklarına bir şey öğretemezdi vs... 9 yaşımdaydım babam annemi ve bizi terk ettiğinde ve 21 yaşımda onunla yeniden karşılaştığımızda bizi terk etmesinin gerekçesi olarak sunmuştu annemin cehaletini bana...

                Haksızlık etmemeli, terk edilmemiş anneler ve çocuklar da var bizim oralarda. Filmde de vurgusu yapıldığı üzere. Gurbetçiyken baba ve hali hazırda anneyi cehaletle suçlarken bir iş kazası (üzerlerine tonlarca ağırlıkta borular düşebilir, vinçleri devrilebilir, yüksekten düşebilirler, iş makinesinin altında kalabilirler ve iş sahası güvenlik eksiğinden vs.) geçirerek ölür  ve bu ölüm babaları paklar annelerin gözünde ama gönüllerinden emin değilim annelerin...

                BİZİM ORALARDA ANNE MESLEĞİDİR ÖLÜNÜN ARDINDAN ÖLÜNCEYE KADAR YAS TUTMAK!

                Ölmüştü babalar ve annelerin geriye kalan hayatlarını da götürmüşlerdi eve gelen cenazeleriyle... Bir ev bir kere taziye evi olduysa bizim orada anneler ölünceye kadar, simsiyah kıyafetlerinin içerisinde tutar o yası... Televizyonu bir daha hiç izlememek üzere sarıp sarmalayıp kaldırırlar ve beklemeye koyulurlar çocuklarını everdikten hemen sonra ölümü...

                SONRA BİZİM ORALARDA ANNE MESLEĞİDİR AYNI ZAMANDA BABA OLMAK! 

                Babalar hiç yokken doğmuş çocuklar bile vardır... Çocuğu olduğunu iletişimsizlikten ötürü uzun zaman sonra öğrenen babaların varlığından... Anneler hep onların eksikliğini doldurmaya çalışmaktan eksilmiştir işin aslı... Toplumsal öğretiye göre babası olmalıydı çünkü hanelerin. Onların yokluğunda bir annenin ve bir babanın yapması gereken her şeyi yapmakta profesyoneldir bizim annelerimiz ve en çok da neredeyse sesi dışında hiç var olmamış babaları sevdirmek konusunda da... Tek başlarına, çocuklarını her türlü tehlikeden korumak adına onlarla bile paylaşmadan yüklenip hayatı sırtlarına, baba olmayı da başarmıştırlar annelikleri kadar.

                VE BİZİM ORALARDA ŞANTİYECİ BABALARIN ÇOCUKLARI UÇAKLARA EL SALLAR!

                En ufak bir uçak sesine duyarlıdır çocuklar ve o sesin ardından o uçağı en geniş açıyla görebilecekleri alana koşup oradan el sallarlar babalarına, uçağa nasıl ve nereden binileceğini bile bilmeyen çocuklar. Ve  büyüyünce anlar çocuklar,  el salladıkları uçakların hiç birinde yoktur babaları... Ama hiç bir zaman boşa gitmemiştir çocuksu duyguları.
               



15 Ocak 2013

BAZI YÖNETMENLER VE FİLMOGRAFİLERİ

Zeki demirkubuz
yeraltı
kıskanmak
kader
bekleme odası
Yazgı
itiraf
Üçüncü sayfa
Masumiyet
C blok

Yeni sinemacılar
Gemide
Laleli’de bir azize
Dar alanda kısa paslaşmalar
Maruf
Takva
Barda(serdar akar)

Nuri bilge ceylan
bir zamanlar anadolu'da
3 maymun
İklimler
Uzak
Mayıs sıkıntısı
Kasaba
Koza

Derviş zaimGölgeler ve suretler
Nokta
Cenneti beklerken
Çamur
Filler ve çimen
Tabutta rövaşata
Özcan alper
gelecek uzun sürer
sonbahar

yeşim ustaoğlu
araf
üç mevsim bir ömür karadeniz yaylaları
pandoranın kutusu
bulutları beklerken
sırtlarındaki hayat
güneşe yolculuk

reha erdem
kosmos
hayat var
beş vakit
kaç para kaç
korkuyorum anne
a ay

semih kaplanoğlu
bal
süt
yumurta
meleğin düşüşü

yılmaz güney
acı aç kurtlar
adana paris
ağıt
ala geyik
arkadaş
at hırsızı
azrail benim
baba
balatlı arif
benim adım kerim
bir defa ölürüm
bir çirkin adam
canlı hedef
çirkin ve cesur
çirkin kral affetmez
dağların oğlu
duvar
düşman
endişe
eşrefpaşalı
güney ölüm saçıyor
ibret
ince cumali
hudutların kanunu
kaçaklar
kan akacak
kanımın son damlasına kadar
kızılırmak
kozanoğlu
on korkusuz adam
piyade osman
prangasız mahkumlar
sahtekar
seyyithan
silah ve namus
sürü
şeytanın oğlu
tütün zamanı
umut
umutsuzlar
vurguncular
yaralı kartal
yarın son gündür
yiğit yaralı olur
yol
zavallılar
zeyno

1 Ocak 2013

F Tipi Film



 Helin Kaymak

F Tipi ve 9 Vizör

            F Tipi Film, 9 ayrı yönetmenin çektiği 9 kısa filmle, bir idealin ardı sıra  mahkum edilen insanlardan söz ediyor; çeşitli imgelerle, kimi zaman direnişlerle.
            1. Vizör : 19 Aralık katliamı ile katliamın yarattığı tahribat sonucu hafızasını yitiren ve yaşamsal detaylarını (kim olduğunu, nerede olduğunu, günlük rutinlerini) duvarda asılı olan nottan anlayan Çiğdem'le başlıyor film. Hüseyin Karabey, filmiyle ölüm orucu esnasında zorla tıbbı müdahalenin, kişide yarattığı tahribata vurgu yapmak isterken toplumsal bellekten de söz etmeye çalışmış  ancak filmi ve oyuncusuyla toplumsal bellek mesajının gerisinde kalmış.