12 Şubat 2013

Uzak İhtimal, Mahmut Fazıl Coşkun, 2009


Ali Reza DÜRÜ

Bir İhtimalsizlik Çemberi



Uzak İhtimal modern zaman ilişkilerinin hızına, tüketen yapısına ve tutkunun cazibesine kapılarak çift ilişkisinde tekleşmeye, karşısındakini kendi bünyesinde eritme çabalarına dönen aşklara antitez oluşturan ilişki biçimlerine bir örnektir.
Günümüz dünyasında her şey gibi aşk da tüketim endüstrisinin pazarı halini almış, hızlı ve aşırı tüketim biçimi, duygusal tüketim, tek gecelik ilişkiler seremonisi ve kullan-at formatında portatif bir şekle girmiştir. Her şey birbiriyle yakın ihtimaller halindedir. Belki de bu tablonun içinde ihtimal verilmeyen şey insanın özü, algısı, benlik bütünlüğü, duygusal ve fizyolojik algısının sınırlarındaki doyum noktasıdır. Modern yaşam biçimleri, modern araç-gereçler, modern insanlar, herkes ve her şey kendi uzaklığında ihtimaller serisi halinde doğanın döngüsünü tuhaflaştırıp yeniden kurma çabasına girişiyor. Kuşkusuz ki bütün yazarlar, senaristler kendi beklenti ya da gözlemlerini sanatsallaştırıyor. Bize düşen şey bu üretimleri yorumlamak.


Uzak İhtimal’deki Musa kendine bir yol aramaktadır aslında. Kendisi gibi olmayana yani bir ötekiye yönelmiştir ve karşılığında duygusal bir ödül beklerken Clara’ya ulaşamama ve onu sonsuza dek kaybetmekle cezalanmıştır. Clara’yla olan mekansal yakınlıkları, ikisini sırlı bir perdenin arkasında gibi gösteren pencereler ve iki mutfak arasındaki apartman boşluğu onların ilişkisindeki uzaklığın diyalektik göstergeleri olarak simgelenir. Pencerelerden birbirlerini görebilecek, duyabilecek bir yakınlıktayken, birbirlerine asla dokunamayacakları kadar da bir uzaklığa sahiptirler. Boşluğu hiç dolduramayacaklar ve bu apartman boşluğunun varlığını hep hissedeceklerdir. Bu boşluk toplumsal bir uzaklığın, hoşgörüsüzlüğün, “Kendin gibi olmayana yönelme!” arketipinin tipik bir göstergesidir. Bu uçurumu, uzaklığı, Musa’nın cami hocasının evinde gönlündeki kadını Hristiyan olduğu için hocasına bir türlü söyleyememesinde, Ayhan’dan sır gibi saklamasında görmek mümkün.

Filmin bir diğer uzak ihtimali ise Ayhan’ın Musa’ya, Clara’yı alıp Müslümanlaştırırsa sevap işleyeceğini söylemesidir. Ayhan’ın bu bilincine göre Musa ve Clara kendi inançlarını muhafaza ettikçe bir araya gelmeleri için gereken toplumsal izin hiçbir zaman çıkmayacaktır. Bir araya gelmek için birinden birinin inanç biçiminden vazgeçmesi bir koşuldur. Bu görev ise toplumsal normlara göre erkeğin kadını kendi bünyesinde eritmesini öngörüyor. Bu nokta da yine erk zihniyetin toplumsal bilinç hiyerarşisi içindeki baskın rolünün önemli bir göstergedir. Musa’nın bir müezzin, Clara’nın ise bir rahibe adayı olması onları toplum içinde daha uzak ve uç ihtimallere sürükleyen bir unsurdur. Bu durum onların bir araya gelemezliğini bir parça daha keskinleştiriyor. Bu noktada bir başka faktör de gelip bu tablonun içinde yerini alıyor: aile kurumu. Musa ve Clara iki komşu olarak yaşayabilmekte, aynı bakkaldan ekmek, yağ, tuz alabilmekte, aynı asansörle inip-çıkabilmekte fakat aile kuramamaktadırlar. Onlar toplumsal düzlemde birbirleri için birer uzak ihtimal giyinirken, seyirciye de aynı görüşün, düşünüşün ve sorgulayışın ceketini giyerek onlarla aralarında yakın ihtimaller hayal etme işi kalıyor.

Böyle bir pencereden bakınca kim kime uzak, kimler daha yakın olabilir diye bir profil çizmek de kolaylaşıyor: herkes kendine benzeyenle yakın ihtimaller yaşayabilir.Musa’nın camide ezan okurken elinde tuttuğu Clara’ya ait haçlı kolye, genç kadının ne denli içine işlediğinin ve derinlere uzandığının açık bir göstergesidir. Müezzin olan Musa elinde bir haçla ezan okumaktadır. Hocasının uyarısıyla haçı cebine koyar. Hocanın, onların ilişkisini kabul edemeyeceği ve bu yüzden hocanın evindeyken tüm ısrarlarına rağmen hocasına Clara’dan bahsedemeyişi de anlam kazanır.

Musa içinde bulunduğu toplumun yaşam şeklini kırmaya çalışan bir karakterdir. Kendisi gibi olmayanla duygusal ve düşünsel bir yakınlık kurmuştur. Clara’yı İtalya’ya gitmek üzere tren istasyonuna kadar götürünce artık onlar toplumsal uzaklığın yanında mekânsal ve coğrafi olarak da birbirileri için birer uzak ihtimal, hatta ihtimalsizlik halini alırlar. Bu uzaklık aynı apartmanda yaşarken de onların ilişkisini gölgeler. Asansörde, aynı evde, Şile’de tatilde hep bir uzaklık içindedirler. Birbirleri için çizdikleri çemberin yarıçapı gibi sabitlenmiş bir uzaklık onların tüm davranışlarının altını doldurur. En yakın olacakları beklenen zaman bir fotoğraf karesi oluşturmak için fotoğrafçının onları yakınlaştırma çabalarına rağmen onlar bütün uzaklıklarıyla, ihtimalsizlikleriyle o fotoğrafta ölümsüzleşirler. Fotoğrafla donuklaşan o bir anlık hayat karesi onların yakınlıklarının azami sınırını simgeler. Clara’nın İtalya’ya gitmeden önce başka bir şey değil de o uzak duruşlu fotoğrafı Musa’ya vermesi bu noktadan bakılınca anlamlı hale gelir. Clara gitmeden önce onların birbirileri için ne kadar uzak olduklarını Musa’ya göstermek istemiştir. Bir bütün olarak onların sevgisi mayasını uzaklığından alır. Onlar yakınlaşmak isteyen birer uzak ihtimaldirler. Elleri hiç birleşmemiş, tenleri kendi sınırlarını korumuş, sözcükleri birbirilerinin kulağına çarparken saygısını ve mesafesini hiç yitirmemiş, popüler ilişki biçimlerinin çok uzağında bir ilişki ve iletişim örüntüsüdür.

Uzak İhtimal, duygu dünyasını her şeye rağmen bir şeylerin değişebileceğine dair beslediği umutla örenlerin filmidir.




                              

Hiç yorum yok: