10 Nisan 2013

BEŞ VAKİT, REHA ERDEM

EMEK EREZ




Bir Reha Erdem filmi: "Beş Vakit" zamansız zamanın insanları



“Sabahları yüzüm hȃlȃ duvara çevriliyken, penceredeki ağır perdelerin tepesinden gün ışığının rengini daha görmeden, havanın o gün nasıl olduğunu hemen anlardım. Bana bu konuda sabahın ilk sesleri bilgi verirdi; hava rutubetliyse, sesler bana boğularak, çarpılarak ulaşırdı; ferah buz gibi ve berrak sabahlardaysa, çınlayan boş havada sesler birer ok gibi titreşirdi (…)” Proust’un Kayıp Zamanın İzinde Mahpushane cildinde yaptığı bu betimleme Reha Erdem’ in “Beş Vakit” filminin geçtiği mekȃna gönderme yapar gibidir. Çanakkale’ de bir tepenin yamaçlarına kurulmuş küçük bir köyde geçen film mekȃnsal algısı, insan, hayvan, doğa, kır yaşamı ve durağan bir zaman algısıyla Türkiye sinemasının önemli yapıtlarındandır.
Yaprak seslerinin hȃlȃ net bir şekilde duyulduğu, bulutların hareketlerinin gözlenebildiği, güneşin doğuşundan batışına doğanın tüm hallerine tanık olduğumuz filmin, en önemli özelliği zamanı durduran bir algıya sahip olmasıdır. Ayrıca filmi zaman algısı dışında önemli kılan baba iktidarı ve de genel olarak Reha Erdem filmlerinde görmeye alışık olduğumuz insan, hayvan ve doğa ilişkisidir.  Ancak bence filmi ayrıcalıklı kılan özellikle zamansızlığa yaptığı vurgudur.
Filmde tek zaman göstergesi ezan sesidir. Gündelik köy yaşamı içerisinde insanlar için zaman filmde aktığının bile farkında olunmayan bir durumsallık yaratır. Film üç çocuk karakter üzerinden yürür ki bu da zamansal bir göndermedir aslında. Agamben çocukluk ve tarih adlı kitabında çocukluğun o kutsal zaman algısının dışında bir yere sahip olduğundan bahseder ki haklıdır da çocuk için zaman oyunun akıp gitmesinden başka bir anlam ifade etmez çoğu zaman, özellikle Beş Vakit filminde olduğu gibi küçük bir köyde geçen çocukluk dağ bayır koştururken, köy çeşmesinden terli terli su içmenin lezzeti kadar bir duraksama anlamı taşır. Film hem çocuk karakterleri üzerinden hem de akıp gitmeyen yavaş zaman algısıyla, modern zamanın o çizgisel tanımına atılmış bir çentik gibidir.
Halbwachs zamanın her yerde farklı bir akışı olduğundan ve evrensel bir zaman algısı olamayacağından bahseder. Çünkü her topluluğun zaman algısı farklıdır. Filmde bu durum da vurgulanmaktadır, bu küçük köyün zamanını belirleyen şey yaşamsal pratiklerdir. Tarım ve hayvancılıkla yaşamını sürdüren bu insanlar için zamanın anlamı hasat başlangıcı ve bitim arasında gidip gelir bu bakımdan film, modern zamanın içinde sıkışıp kalmış şehir insanına bir gönderme de bulunur.
Koşuşturup duran kent yaşamına sıkışmış bu insanlar artık güneşi, gökyüzünü fark edemeyecek kadar hızlı bir zamanın esiridirler. Ancak zamanın hala döngüsel olduğu filmin anlatısında insanların ve de özellikle çocukların bir tepenin yamacına uzanıp uzaklara dalma lüksleri hȃlȃ vardır. Onlar bunun gücünü ellerinde tutmaktadırlar onlar zamana değil zaman onlara bağlı olarak varlığını sürdürmektedir. Elias’ın zaman üzerine adlı kitabında da değindiği gibi aslında zaman da diğer nesneler gibi doğanın bir parçasıdır. Bu nedenle zamanı belirleyen şey saat değil, tabiatın kendi kuralları olmalıdır ki filmde bu oldukça etkili bir biçimde vurgulanmaktadır. Sabahın oluşunu belirleyen şey çalan bir saat zili değil olması gerektiği gibi güneşin doğuşudur, geceyi gece yapan sabah erken kalkmak için acelece geçiştirilen bir akşam değil, dolunaydır.
Heideger, modern dönemde zamanın saatlerle görünür kılındığından bahseder, modern insan için saat bir hapsolma mekȃnı gibidir, daima ona bağımlı yaşamanın zorunlu olduğu bu zaman algısı filmde neredeyse hiç denecek kadar yoktur, daha öncede bahsettiğimiz gibi filmin tek zaman göstergesi beş vakit ezan sesidir ki film ismini buradan almaktadır.
Ricceur ‘Zaman ve Anlatı’ adlı kitabında; zamanın ancak anlatısal olarak eklemlendiği ölçüde insan zamanına dönüştüğünden söz eder. Reha Erdem bu filmde anlatıyı adeta zamansız bir boyuta taşımıştır. Bu filmde zaman durdukça durur hatta bu durum izleyicide sıkıntı da uyandırabilir ancak film yapmak istediğini başarmış, zamanı beş vakte hapsederek, izleyiciyi o tepedeki küçük köye sıkıştırmıştır. Modern zamanın hızına alışmış birey için buhranlı bir durum olsa da yaprakların hışırtısının, suyun şırıltısının hȃlȃ duyulabildiği bu zamansız film bu bakımdan oldukça başarılı ve anlamlı bir protesto biçimine dönüşmüştür.

Hiç yorum yok: