20 Nisan 2013

BLACK SWAN, Daren Aranofsky 2010



Ebutalip İPEK

Uyumsuz Olanın Özgürlüğü



İnsan, sürekli dönüşümler geçirdiği bir yolculuk içindedir. Varlığı üzerinde daima baskı yapacak bir atmosfer içinde yaşayan insan,  bu ağırlığın baskısı altında şekillenmektedir. Bu baskıya verdiğimiz tepkiler de yaşamımızı ve kim olduğumuzu belirlemektedir. Bir Alman atasözünde denildiği gibi"herkes kendi kaderinin demircisidir”.  Yaşamınıza şekil vermediğinizde, başkaları çekiç darbeleriyle sizi ve yaşamınızı şekillendirecektir. Daren Aronofsky’nin son filmi Black Swan, yaşamını şekillendiremeyen bireyin, sıkıştığı çevreninde özgürlüğe kaçışının öyküsünü anlatmaktadır. Bu bağlamda Black Swan, yüzeyde Tchaikovsky’ninKuğu Gölü balesi üzerinden bir balerinin başarı öyküsü gibi gözükse de aslında yaşamın ökselerinde tutsak kalan bireyin; çekici eline alıp, yaşamını şekillendirmesini anlatan bir özgürlük filmidir.
Black Swan kısaca, Nina (Natalie Portman) adlı bir balerinin, sahnelenecek Kuğu Gölü’nün baş dansçısının seçimi ve bunun sahne performansını anlatan bir film. Tchaikovsky’nin Kuğu Gölü balesinin öyküsüne baktığımızda ise; Büyücü Rothbart, kızı Odile’nin çirkinlik krizlerinden dolayı Odette ve arkadaşlarını kuğu şekline sokarak erkeklerden uzaklaştırmaktadır. Odette, yalnızca gecenin geç saatlerinde insan durumuna dönüşebilmektedir. Büyünün bozulabilmesi için, genç bir erkeğin aşkı gerekmektedir. İnsan şekline dönüştüğü bir gece de karşılaştığı Prens Siegfried, Odette’ye aşık olur. Prensin, evleneceği kızı ilan edeceği baloya;  büyücü, kızı Odile’yi Odette kılığına dönüştürerek gönderir. Odette, salona geldiğinde Prensi, Odile’yle birlikte görmektedir ve bunun üzerine salonu terk eder. Bu arada Prens’te gerçekliğin farkına varır ve Odette’nin peşinden gider. Prens, Odette’ye durumu anlatırken, büyücüde gölde büyük bir fırtına çıkararak onları öldürmek isteyecektir. Nihayetinde Prens, Odette’yi kurtarır ve büyücüde kendi yarattığı fırtınada boğulduğundan büyü de bozulur. Ancak filmdeki uyarlama da son kısmı değiştirilir, buna göre; ihanete uğradığını düşünen Odette intihar eder.
Bu bilgiler ışığında filme baktığımızda aslında Black Swan; Tchaikovsky’nin eserinin sahnelenmesinden öte, filmin bütününe sirayet eden bir alegoriden ibarettir. Öyle ki, Nina’nın yaşamı başlı başına Kuğu Gölüöyküsünü oluşturmaktadır. Nina’nın dünyasına baktığımızda; pembe renklerin hâkim olduğu bir odada oyuncakları olan, annesi Erica (Barbara Hershey) tarafından giysileri çıkarılan, müzik kutusuyla yatağa yatırılan küçük bir kız çocuğu olarak görülmektedir –ki “müzik kutusu” sonradan görüleceği üzere dönüşümün imgesi olacaktır. Küçük bir kız çocuğu bedenine sıkışan Nina, bu haliyle bir kuğuya dönüştürülen Odette’ye benzemektir ve annesi de tıpkı Odette’ye büyü yapan büyücü Rothbart gibidir. Beyaz ve pembe renkler içindeki Nina, adeta bir kuğu görünümündedir. Bu bir bağlamda Alman halk masallarına dayanan Kuğu Gölü’ndeki “kuğu”nun genç kızlık, saflığının simgesinin dışavurumu gibidir. Nina’nın tüm film boyunca mücadelesi bu sıkışıp kaldığı “kuğu” bedenini terk etmesi üzerine olacaktır ve bunun tezahürü de “siyah kuğu”yu canlandırmayı başarmasıyla mümkün olacaktır.
Üniform bir yapıda siyahlar içindeki Erica’nın, Nina’yı büyülemesinin sebebi de tipik ebeveyn ilişkilerindeki gibidir. Ancak bir noktada Nina, Erica’nın başarısızlığının kaynağıdır. Nina’ya hamile kalan Erica, bale kariyerinden vazgeçer ve yaşamını kızına adamaya başlar. Böyle olunca da Nina’nın, bu başarısızlığı gidermesi gerekecektir. Disiplinli, yoğun çalışması ve mükemmele ulaşma çabasının altında aslında Erica’nın, Nina’ya yaptığı baskı yatmaktadır. Nina, bir bağlamda annesinin gecikmiş, kaçırmış olduğu yaşamının tamamlayıcısı niteliğindeki avatarı olmaktadır. Evin soğuk renklerdeki klostrofobik yapısı ve Nina’nın asosyal yönü Erica’nın kurmaya çalıştığı izolasyondan kaynaklanmaktadır. Nina’yı izole ettiği dünyada küçük bir kız çocuğuna hapseden Erica, kızının yetişkinliğe geçişiyle onu kaybedeceğini bilmektedir. 
Nina’ın küçük kız çocuğu bedenini (kuğu) çatlatması, yıkması ve özgürlüğe ulaşmasını sağlayacak olanda yönetmeni Thomas (Vincent Cassel) sayesinde olmaktadır. Thomas’ın varlığı da tıpkı Odette’yi özgürlüğüne kavuşturan ve büyünün bozulmasını sağlayan Prens Siegfried gibidir. Thomas, Nina’nın kendi bedenine olan yabancılığını, sıkıştığı küçük kız çocuğu bedeni fark etmesini ve onu bu konuda uyarmasıyla; Erica’nın Nina, üzerindeki egemenliğin yitirilmesine neden olacaktır. Kuğu bedeninden sıyrılıp özgürlüğe kavuşan Odette gibi Nina’da özgürlüğe kavuşmasını sağlayacak yeni bir farkındalık içindedir ve artık Nina’nın hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Lily’nin (Mila Kunis) siyahlar içindeki varlığı adeta Nina’nın beyazlar içindeki karşıtı gibidir. Nina’nın sık sık kendini Lily’nin bedeninde gördüğü halüsinasyonlar aslında içindeki yetişkin Nina’nın, Erica’nın yaratımı olan küçük kız bedenini zorlamasıdır. Nina’yı kurtuluşa götürecek olan Thomas’ın Lily’i, onu yedeği yapması ve ona ilgi duyması, Nina’da paranoyalara neden olacaktır. 
Nina’nın yeni farkındalığı ve beraberinde getirdiği kırılmanın izleri yaşantısında gözükmeye başlayacaktır. Odasında ki oyuncaklardan kurtulması, annesinin mahremiyetine ayrı deyişle özel hayatına müdahalesini engellemek için kapısının arkasına yerleştirdiği sopa, annesinin izni olmadan gece dışarıya çıkması, küçük kızın bedenini terk etmesi niteliğinde yapmış olduğu mastürbasyon ve tüm bunların imgesi niteliğindeki müzik kutusunu kırması, Nina’nın değişimlerini ve büyünün bozulduğunu göstermektedir. Nina’nın içindeki küçük kızla olan savaşı finalde doruk noktasına varır. Oyunun sonunda beyaz kuğunun kendini öldürmesi gibi Nina’da kendini öldürür (camla yaraladığı) yani o küçük kızın bedenini öldürerek özgürlüğe kavuşur.
Sınırlarını zorlayan Natalie Portman’ın harika bir oyunculuk çıkardığı Black Swan, görüleceği üzere Kuğu Gölü balesinin öyküsünü sahnelemekten çok, öykünün kendisi niteliğindedir. Nina’nın sıkışmış olduğu küçük kız çocuğu bedeni, annesinin yönlendirmesiyle hareket etmesi, başarısızlık korkusuyla mükemmele olan takıntısı, kırılganlığı, kontrol deliliği gibi birçok unsur aslında bireyin kedini gerçekleştirme çabasını anlatmaktadır. Öyle ki, burada anlatılan sadece Nina’nın değil, birey olma konusunda toplumda sıkışmış olan insanların öyküsüdür. Yanlışlıkların projeksiyonu yapılan bu dünyada büyülenen insanların gerçekliği ve kendini keşfetmeleri filmde de anlatıldığı gibi sancılı bir süreçtir. Ancak Thomas’ın, “kendine engel olan tek kişi sensin” sözleri özgürlüğün ilk basamağını işaret etse de eline çekici alan insanın, yaşamını yeniden inşa etmesi yine de kolay olmayacaktır…

Hiç yorum yok: