9 Mayıs 2013

Romandan Sinemaya: Asılacak Kadın - Kaan OKAN


Asılacak Kadın Romanı ve Filminin Karşılaştırılması

Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanından aynı adla, senaryosu Başar Sabuncu tarafından yazılan ve yönetmenliği yine Başar Sabuncu tarafından yapılan 1986 yılında çekilen filmin konusu şu şekildedir: Roman; olayın Hakim İrfan, Melek ve Yalçın’ın açısından anlatımlarından oluşur. Melek taşradan İstanbul’a gelmiştir. Ailesi baskı ile büyütmüş, yaşlı bir kadına hizmet etmektedir. Yaşlı kadının ölümü üzerine evine dönmek ister. Bakımını yaptığı kadının oğlu –Yaşlı, Avrupa görmüş Hüsrev- Melek’i evine göndermez. Hüsrev dengesi (ve iktidarsız) bir adamdır. Hüsrev’in zorlamaları ile Melek onunla evlenmek zorunda kalır. Hüsrev’in fetiş tutkuları vardır; Melek’e eski sevgilisinin elbiselerini  -iç çamaşırlarını- giydirir; giderek kasabanın kahvesinden peşine takıp getirdiği delikanlılarla Melek’i sevişmeye zorlar ve seyreder. Bu şekilde Melek’e yaklaşan Yalçın ilişkilerini devam ettirir ve birlikte Hüsrev’i öldürürler.
Romanın ilk iki bölümünün edebiyatta bilinç akımı dediğimiz teknikle yazıldığını söyleyebiliriz. Sinemanın olanakları ile böyle bir yöntemi filme almak ve filmleştirmek mümkün olmadığı için bu unsurun filme yansıtılamadığını başta belirtmek gerekir. Romanda geçen olaylar ile filmde geçen olayların paralellik gösterdiğini ve romanın karışık olana kurgusunun filme az da olsa yansıdığını belirtebiliriz. Film, Yalçın ve Melek’in Hüsrev’i öldürdükleri ve yakalandıkları gece ile açılır. Melek, karakterinin geriye dönüşlerle çocukluğu, babasını kaybedişi, yalıya nasıl getirildiği verilirken kitapta olduğu gibi filmde de Melek karakteri konuşmaz, konuştuğunda ise bir iki kelime söyler.                
Romanda geçen şahıs kadrosu oradaki isimleriyle ve karakterleriyle filmde de varlığını sürdürür. Romanda az yer alan Hüsrev’in annesi karakterine filmde çokça yer verilmiştir, Hüsrev’in geçmişine ait bilgileri annesi karakterinin Hüsrev’e kızarken söylediklerinden öğreniriz. Hüsrev aynı kitapta olduğu gibi yarı Fransızca yarı Türkçe konuşur ve Josette’in hayali ile yaşar.

Romanın birinci bölümünde yer alan ve hakimin bilinç akımı olarak resmedilen bölüm filmde, filmin tamamına yayılarak verilmiştir ama sadece bu olay (Hüsrev’in öldürülmesi olayı) ile ilgili kısımlarına. Oysaki bu bölümde hakimin çocukluğu, arkadaşları, kadınlara bakış akışı vs anlatılmıştır. Bu elbette ki yönetmenin tercihidir ve romanda geçen olaylar filmde belli bir süre ile anlatılacağından bu kısımdaki çoğu bölüm filme alınmamıştır.
Romanda olduğu gibi filmde de Melek’e yapılan şiddet, zorlama ve dayatmalar anlatılmıştır. Melek’in dövülmesi, Hüsrev tarafından zorla başka adamlarla birlikte olması, Hüsrev’in Melek’e giydirmek istediği elbiseleri giymek zorunda kalması vs aynen romanda olduğu gibi filmde de karşımıza çıkar.

Melek-Yalçın ilişkisi filmde de kitap da olduğu gibidir. Yalçın, Melek’e aşıktır ve Hüsrev’in Melek’e yaptıklarını öğrendiğinde onu kurtarmak ister ve Hüsrev’i öldürerek Melek’i kurtardığını düşünür. Mahkemede tüm olup biteni kendisinin tasarladığını, Hüsrev’i kendisinin öldürdüğünü söylese hakime bunu inandıramaz.
Film mahkeme sahnesi ile sonlanır. Hakim, Melek’in asılmasına, Yalçın’ın ise ağırlaştırılmış yirmi yıl hapsine karar verir. Romanda Yalçın’a ömür boyu hapis cezası verilmiştir. Film romana göre daha sade ve anlaşılırdır. Filmde ana olay, kronolojik bir şekilde ilerken, karakterlerin tanıtımı geriye dönüşlerle yapılır.

Asılacak Kadın romanında yazarın anlattıklarını okurken, filmde yönetmenin kendi yorumu ile anlattıklarını izlemekteyiz. Bu elbette ki her iki sanatında anlatım araçlarının farklı oluşu ve sanatçıların eserleri ele alışlarındaki yorum farkından kaynaklanmaktadır. Romanın yazarı Pınar Kür film ile ilgili “Pişman mısınız?” diye soran Mine Söğüt’e şunu söylemiştir: “(...) Asılacak Kadın, tam benim kitabımın karşılığı olmadı ama iyi bir film oldu. Sinemadan zaten daha fazlası beklenmez.” (Mine Söğüt, Aşkın Sonu Cinayettir / Pınar Kür ile Hayat ve Edebiyat s.312)

Hiç yorum yok: