3 Mayıs 2013

SHIRIN: AYNADAN DUYULAN RADYO, Ali Reza DÜRÜ




Abbas Kiarostami, 2008


Sinema, tıpkı teknoloji gibi yeni gelişmelere, buluşlara ve arayışlara ihtiyaç duyagelmiştir. Özellikle bilim-kurgu filmlerinde  hep yeni araçlar, mekanlar, diller ve olaylar örgüsüyle karşılaşmaya hazırdır izleyici. Sinema sanatı kendi benliğini üreten, ideal benlik algısını daima yüksek profillerde görmeyi arzu eden bir sanattır. Kısa geçmişinde kat ettiği yol bu açıdan bakılınca sinemanın arayışını, gelişimini ortaya koyar. Ancak sadece bilim-kurgu sinemasında değil, kendine dil arayışını dert edinmiş çok daha başka tarzlarda film yapan yönetmenler de vardır. Abbas Kiarostami de bunlardan biridir. Sinemasını şarkın felsefesine, İran şiirine, ilmine, insani değerlerine ve motiflerine açmış, sinemasal susuzluğunu bu kaynaklardan gidermeye çalışan Kiarostami ‘Şirin’ filminde de bu arayışına yeni bir boyut katmıştır. Şirin’de yeni bir dilin, sınanmış olanın dışında bir sınamanın tadını ağzımıza bir parmak bal çalarak bize gösteren yönetmen filmin örgüsüyle bizi taze bir buluşla karşılaştırıyor.

Şirin, tamamı sinema salonunda geçen, koltuklarında oturmuş film izleyen kadınların mimiklerine ve perdede izledikleri filmin seslerine dayalı bir film. 109 ayrı kadının izledikleri ‘Ferhat ile Şirin’ filmine verdikleri tepkileri, onların yüz ifadelerinde aramaktan ibaret olan Şirin filminde Şirin, Ferhat ve İran Şahı Hüsrev arasındaki masallaşmış hikâyeyi anlatıyor yönetmen. Basit bir mantıkla kurulmuş gibi görünen filmde bir zaman sonra filmi izleyen kadınların yüzünde Şirin’in dramı görünmeye başlıyor.

Ferhat ile Şirin’in herkes tarafından bilinen hikâyesini izleyen kadınların gözleri, gözlerinde değişen ifadeleri, göz yaşları, kaşları ve kaşlarının arasında kırışan yenleri, dudakları, yüzlerindeki benleri, saçlarındaki eşarpları, dudaklarındaki rujları, mimikleri, tamamı yakın plan çekilmiş ve yaklaşık 220 plandan oluşan film temel bir soruyu düşündürüyor: yakın plan çekilen izleyicilerin(oyuncuların) tamamı neden kadın? Bu sorunun cevabı perdede oynayan filmde saklı sanırım. Öyle ki, Şirin’in izleyicilerine:”Gözyaşlarınızı ben, Şirin için mi döküyorsunuz, yoksa her birinizin içinde saklı olan Şirin için mi?” diye sorarak izleyicisini içine alır ve bir kadın karakterin dramını yine kadınların daha iyi duyumsayabileceğinin altı kendiliğinden çizilmiş olur. Salondaki izleyiciler perdedeki kadın karakterle empati içerisine girer. Şirin, perdeden yine onlara seslenerek kendi acılarını, gün yüzü görmemiş yaşantısını, ızdıraplarını, aşkını anlatarak izleyicisini kendisine dert ortağı eder. Böylelikle sinemayla izleyicisi arasındaki ilişki de kurmuş olurlar. İnsanlar neden sinemaya gider, başkalarının yaşantılarını izleyip neden göz yaşı döker gibi soruların cevaplarını yakalayarak sinemanın eleştirisini yapmış olur.


Film, izleyicilerini de ikiye ayırır. Sinema salonunda Şirin’i izleyenler ve sinema salonunda Şirin’i izleyenleri izleyenler. Şirin’in filmini 1. boyut, Şirin’i izleyen kadınları 2. boyut ve ikisini birden izleyenleri de 3. boyut olarak sınıflandırırsak, anlatımda işimizi kolaylaştırmış oluruz. 2. boyut ile 3. boyut arasındaki ilişki çok dikkat çekici bir noktaya evriliyor. Çünkü her ikisi de izleyici, seyirci konumunda. Ama gördükleri şeyler bakımından 3. boyuttan bakan bizler bir anlamda kendimizin aynasına bakarak tıpkı bir radyodan gelen sesleri dinler gibi izlemiş oluruz filmi. Sanki arasında cam koyulmuş karşı karşıya duran iki sinema salonundan birbirimize bakarız. Bu durumu kümelendirme sistemine benzetirsek; 1. boyut 2. boyutun, 2. boyut da 3. boyutun alt kümesi olarak şematize edilebilir. En dışarıda kalan bizler her iki boyutu kapsıyoruz, fakat yine de dışarıda kalmışlık hissi uyanıyor zihnimizde. Bir çeşit ötekileşme duygusu dolanıp duruyor zihnimizin halesinde.

Kiarostami, diğer filmlerinde de görülen metafizik ile diyalektik arasındaki ilişkiyi de sorguluyor. 2. boyuttaki izleyicilerin baktığı noktayı göstermiyor, onlar bir sinema perdesinin rüzgârda sallanışını izler gibi salınıp dururken, bizler görünmeyen bir alana bakan kadınların yüzlerine kilitlenip kalırız. Oje ile suje arasında belirsiz bir noktada kadınların duygularına derinlemesine pike yapmak durumunda kalıyoruz.

Şirin filmi sinemasal dil arayışının bir simgesi ve önemli bir ürünüdür. Bir aynaya bakarak radyo dinlemek olarak da nitelendirilebilecek olan film, kendimize dönmemizi öğütlüyor.


Hiç yorum yok: