10 Haziran 2013

Derviş Zaim sinemasında Michel Foucault ve Marquise de Sade esintisi...



Emek EREZ


Son dönem Türkiye sinemasının “enteresan” sayılabilecek yönetmenlerinden Derviş Zaim, iyinin, kötünün, ahlȃkın, tanrısal olanla olmayanın iç içe girdiği filmlerinde, post yapısalcı felsefeden ve semiyotikten sonuna kadar beslenen bir anlatıma sahip, ayrıca filmlerinde gelenekle kurduğu ilişki yönetmeni son dönem Türkiye sineması içinde farklı bir yere taşıyor.
Cenneti Beklerken filminde Foucault’un iktidar kuramına atıf yaparken Nokta filminde Sade’ın Tanrıya Karşı Söylev’ini hatırlatan diyaloglar Derviş Zaim filmlerini farklı bir onun kadarda izlenir kılıyor.  Kelimeler ve Şeyler in birinci bölümünde Foucault  Velasquez'in Las Meninas tablosu üzerine bir değerlendirme yapar, ona göre bu tabloda herkesin bakışlarını yönelttiği yer kral ve kraliçenin yüzünün yansıdığı aynadır ve bu tablo asıl iktidarın onlarda olduğuna gönderme yapmaktadır, Hollanda resim sanatında asıl anlatılmak istenenin tablo içine yerleştirilen aynalarla dile getirildiği düşünüldüğünde Foucault’ya hak vermemek elde değil gibidir. Derviş Zaim' in "Cenneti Beklerken" isimli filmi bu tablo ve Foucault’nun bu kitabına göndermeler içermektedir ki filmi bunu bilerek izlediğinizde bir dönem filmi olmanın ötesinde bir anlama geçmektedir...
17. yy Osmanlı İmparatorluğu döneminde geçen film bir minyatür ustası olan Eflatun ile  devlet yetkilileri ve ustaları arasındaki iktidar mücadelesi üzerinden şekillenmektedir. Ustalarına karşı gelerek insan suretleri çizen Eflatun bu nedenle eşini ve çocuğunu kaybeder. Onları kaybettikten sonra suretlerini çizer burada günah olan ve olmayan arasındaki kişisel sorgulama, ahlaklı olan ile olmayanın çelişkisi arasında gidip gelen Eflatun imparatorluk veziri tarafından  imparatorluğa karşı ayaklanan Danyal’ın suretini çizmesi için görevlendirilir. Sıkıntılı Anadolu yolculuğu sonunda çizdiği minyatüre kendini yerleştirmesi ise sanatçı ve yöneticiler arasındaki iktidar ilişkisinde sanatçının galip geldiğine gönderme yapar.  Foucault’nun Kelimeler ve Şeylerde Velasquez'in Las Meninas tablosu üzerine yaptığı değerlendirmenin tersidir bu çünkü Las Meninas’ta Foucault’a göre aynayla yansıtılan görüntü kral ve kraliçeye aittir yani sanatçı iktidarı yöneticilere vermiştir.
Tuz gölünün büyülü atmosferinde çekilen Nokta Derviş Zaim’in bir diğer filmi, film benzer şekilde iyi, kötü, ahlaklı olan ve olmayan arasındaki çelişkiyi tanrısal sorgulamalar üzerinden işliyor. Filmde bir yazı sanatı olan hat üzerinde duruluyor. Efsaneye göre bir hat ustası çıraklarıyla birlikte tuza yazı yazıyorlar ancak mürekkebin dökülmesi üzerine yazı eksik kalınca çıraklardan birisi mürekkep almak için yola düşüyor. Beklenen bir Moğol saldırısı var bu dönemde ve çırak geri dönmeyince usta Moğollar tarafından öldürülüyor. Burada ilginç olan nokta çırağın mürekkep almak için ustasının yanından ayrılmadan söyledikleri, usta ve çırak arasında geçen bu diyalog Marquis de Sade’ın Tanrıya Karşı Söylev’inde papaz ve ölüm döşeğindeki adamın karşılıklı diyaloglarını hatırlatıyor.
Şöyle söylüyor çırak: “Moğollar yakında hepimizi öldürecek oysa biz buraya Allah onu affetsin yazıyoruz. Eğer Allah her şeye kadirse onları yok etmesi gerekmez miydi? Allah’ın insanla olan muhabbeti nerede? Allah sevgisini niye göstermez? Gün bu yazıyı yazma günü müdür?”
Usta: Allah bizi imtihan ediyor, ahlȃken ruhen gelişmemiz için bu şart!
Çırak: Allah’ın evlatlarını daha kolay imtihanlarla yol göstermesi gerekmez mi?
Usta: Allah’ın hikmetini anlayamayız…
Filmin aynı zamanda ilk sahnesi olan bu sahne ve usta ile çırak arasındaki bu diyalog tanrının varsa neden kötülüğün olduğu, eğer tanrı mükemmelse neden kullarına eziyet ettiğini ya da ahlȃken ruhen gelişmek için tanrının insanlığa eziyet etmesinin dışında yöntemleri olup olmadığı konusunda soru işaretleri bırakırken, Sade’ın “Tanrıya Karşı Söylev” kitabındaki papaz ve ölüm döşeğindeki adamın şu diyaloglarına atıf yapar gibidir:
Ölüm döşeğindeki adam: Dostum, bana öyle geliyor ki senin diyalektiğin de ruhun kadar yanlış. Daha doğru akıl yürütmeni isterdim, ya da bırak beni huzur içinde öleyim Yaratıcıdan ne anlıyorsun sen?
Papaz: Yaratıcı evrenin efendisidir, her şeyi yapan, her şeyi yaratan odur, mutlak kudretinin basit bir etkisiyle her şeyi sürdüren odur.
Ölüm döşeğindeki adam: Büyük bir adam olduğu belli! Pekȃla söyle bana, bu kadar kudretli bu adam sana göre niçin çürümüş bir doğa yarattı?
Papaz: Tanrı onlara cüzi iradeleri bırakmamış olsaydı insanlar ne meziyet gösterebilirlerdi?
Derviş Zaim’in bu iki filmi Nokta ve Cenneti Beklerken ilk bakışta gelenekten beslenen tarihsel filmler gibi görünüyor olsa da altında incelikli bir felsefe barındırıyor. İnsan, ahlȃk, kutsallık, güç ya da iktidar vurgusu, iyilik, kötülük, vicdan gibi felsefi soruların irdelenmesi Derviş Zaim filmlerini izlenir ve üzerine düşünülür kılıyor…

Hiç yorum yok: