23 Ekim 2013

İLO İLO - HIRÇINLIK DÖNEMİ ARTİKÜLASYONLARI - Ali Reza DÜRÜ




HIRÇINLIK DÖNEMİ ARTİKÜLASYONLARI


İLO İLO, ANTHONY CHEN, 2013

                İlk bakışta sadece bir çocuk ve çocuk bakıcısı arasında geçen süreci anlatacak bir film hissi veren İlo İlo bundan çok daha fazlasını vaat ediyor. Bir süre sonra birbirilerini severler ve çocuk sonradan bakıcısından ayrılmak istemez. Yönetmen, çocuk ve bakıcısı arasında gelişen süreci ana gövde yaparken arka planı çok iyi besliyor, yan hikayeler oluşturuyor, ülkenin ekonomik süreçlerini, işsizliği ve tüm bunların mikro düzeydeki yansımasını birleştiriyor.

                Ana temada dört ayrı karakter var ve hepsinin de ayrı hikayeleri, çıkmazları, açmazları, kör noktaları, çatışmaları var. çocuğun hırçın davranışlarından ötürü bir bakıcıya gereksinim duyulmasıyla başlıyor film. çocuk, ergenlik yaşına yeni girmiş, bedenini, duygusal ve cinsel gelişimini, karşı cinsini, büyüyen cinsel organıyla beraber bunu güçlü olma arzusuyla simgeleştiren tutumları; aileye ve okula kısacası otoriteye karşı gelme yönelimlerinin belirginleşmesi gibi tipik düzeyde ergenlik belirtileri gösterir. Ebeveynlerinin, ergenlik dönemi gelişim özelliklerini iyi kavrayamamış olmaları çocuğun hırçınlığını artıran bir unsur olarak ortaya çıkar. Ebeveynlerin çocukla olan iletişimleri de klasik yöntemlerin ötesine gitmez. Zorunlu diyaloglar, kurallar, yaptırımlar, çocuğun hayatını bir kalıba koyma istekleri gibi davranışlar somut olarak görünür.  Bu durumun karşısında çocuk da onlardan uzaklaşmaya, onlara karşı gelmeye ve kurallarını reddetmeye yönelmiştir.

                İkinci olarak Filipinlerden gelen çocuk bakıcısının hikayesine ve filmdeki duruşuna bakmakta yarar var.  Çalışmak için ülkesini ve çocuğunu bırakıp gelmiş biri olarak aslında daha baştan ağır bedel ödemeye başlamıştır. Onun hikayesi ailedeki üç kişinin hikayesinden daha farklı bir yerde durur. Çalıştığı evde kabul görme, çocukla iletişim kurma, para kazanma ve anavatanında  kalan çocuğuna bir an önce dönme isteği vardır. evin çocuğuyla ilişki kurabilmesi ve bunu yaparken kendi gururunu da koruması zor görünür. Ama içinde bulunduğu koşulları erken benimser ve hatta kısa süre sonra ek iş bularak evin dışında kendine bir alan yaratır. Zaten 'yabancı' olmak kavramı bu açıdan incelenince çok derinlere gidebiliyor. Evde piyango oynamayan tek kişidir aynı zamanda. Çocuğun annesiyle aralarında gelişen rekabet duygusu usul usul işinin sona ermesine neden olur. Oysa bütünüyle yabancı olduğu bu ülkede kendince bir hayal kurmuş ve sadece işini yapmaya çalışmıştır.

                Evin babası ise filmin başından beri yan hikaye olarak varlığını sürdürür. İşini kaybetmesi ve yenisi aramaya başlaması, arabasını hurdaya vermek zorunda kalması, sigaraya tekrar başlaması, eve aldıkları bakıcının ücretini veremeyecek hale gelmesi, en son girdiği işten de kovulmasıyla beraber bütünüyle umutsuz bir sürece girer. Bunun sonucunda çocuğu ve eşiyle olan iletişimleri zayıflamaya başlar. Üzerindeki baskı ve umutsuzluk arttıkça piyangodan para çıkma umudu artar.

                Anne karakteri ise daha bütüncül bir karakterdir. Eşine oranla daha fazla sorumluluk sahibi, işleri organize eden, çocuğuna yönelik endişeler taşıyan bir kadın profili çizer. Çocuk bakıcısının evde uzun süre kalmasıyla birlikte bir rekabet duygusuna kapılır. Öte yandan işten atılma kaygısı taşır ve o da tıpkı eşi ve çocuğu gibi piyango biletleri almaya başlar. Film boyunca piyango biletleri hep umutların azaldığı ve hatta bitme noktasına yaklaştığı zamanlarda belirginleşmeye başlıyor.


                Film bir bütün olarak ele alındığında her biri farklı karakterlerden oluşan, birbirine zayıf bağlarla bağlanmış, mutsuz, depresif ve iflasın eşiğindeki bir ülkede yaşayan dört umutsuz insanın hikayesi bu. Uzak Doğunun küçük bir evinde yaşanan bu hikaye aslında hayata dair küçük ve sade bir betimleme. Uluslararası festivallerden de övgü alan film çıkış yolu arayan bir toplumun mikro düzeyde hikayesi.


http://www.kuledibi.org/'de yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok: