10 Kasım 2013

RÜZGARLAR: SESLERİ GÖRMEK - Ali Reza Dürü

Rüzgarlar, Selim Evci, 2012




11'e 10 Kala ve Babamın Sesi filmlerinden gördüğümüz sesleri kaydetmek teması Rüzgarlar'da bir defa daha karşımıza çıkıyor. Biçimsel olarak güzel parantezler açan bu tekniği anlaşılan sinemada daha da göreceğiz.

Gökçeada'ya ses toplamak için giden Murat adanın dinginliği, sessizliği, telaşsızlığı, zamanın başka bir formunu görür ve kendini adaya ait hissetmeye başlar. Sesleri kaydetmeye başladıkça adanın tarihine de tanıklık etmeye başlar. Geçmişten gelen ses kayıtlarının tarihi ortaya çıkarması izleyici için yeni bir durum değil tabi ama dedim ya biçimsel açıdan zengin bir teknik. Madam Styliani ile tanışıklığı da ses kayıtları esnasında olur ve Madam Styliani Murat'a bütün bir ada tarihini anlatmaya başlar. Kayıtlarda muhafaza edilecek olan bu kayıtlar çok sonradan da filmin süreçlerini belirleyecektir. Madam Styliani öldükten sonra adaya gelen torunu Eleni de aslında yıllardır uğramadığı adanın bambaşka bir yönünü görmüş olur. Murat'ın ses kayıtları sayesinde ise hem kendi geçmişine hem de adanın geçmişine doğru uzun bir yolculuğa çıkar. 

Film gerçek bir hikayeden alındığı için yer yer belgesele yakınlaşmış. Ses kayıtları da bu belgelemenin aracı haline dönüşmüş. Yönetmen film sonrası yaptığı söyleşide bunun adadaki hemen herkesin başından geçmiş bir hikaye olduğunu vurguladı. Karakterlerin iç dünyalarına eğilen yönetmen, filmde içi daralmış bir kuşağın geçmişle bağlantılı olarak bugünkü psikolojisine yer veriyor. 

Murat sesçidir, İstanbul'da Galata Kulesi'nin dibinde bir evde oturmaktadır ama şehrin telaşı, hızı, sesleri, karmaşasını bir sesçi olarak en iyi o bildiği için dingin bir mekan arayışı içindedir ve tam da bu ihtiyacını cevap olacak olan yer Gökçeada'dır. Aslında son dönem Türkiye sinemasında taşradaki zaman kavramı çokça vurgulanmaya başlandı. Bu durum kentlerin karmaşasına bir tepki olarak da ortaya çıkıyor. Örneğin filmde Murat eşiyle olan problemleri, şehirdeki huzursuzluğu ve endişelerden yorulduğu için taşraya gidiyor hatta belki de sığınıyor. Sığındığı bu taşrada seslere, tarihe gömülür ve kendi içinde  bir yenilenme sürecine girer. 

Filmin alt yapısındaki hikaye önemli ve güzel tabi. Ama filmin altyapısındaki bu hikaye filme yeterince yansıyamamış. Sadece bir çıkış noktası gibi kalmış. Filmin çok ağır ilerleyen temposuyla da birleşince film izlenmesi zor bir eser haline geliyor.





Hiç yorum yok: