23 Aralık 2013

YOZGAT BLUES - Ali Reza DÜRÜ

Yozgat Blues, Mahmut Fazıl Coşkun, 2013

Ali Reza DÜRÜ


Başka Sinema salonları vasıtasıyla izlenebilen ender filmlerden biri de Yozgat Blues. Sinema salonlarında kimsesiz kalmış filmlere kucak açmasıyla birlikte salonların neredeyse hep dolu olduğu ve aslında bu tür filmlerin izleyicisinin bulunmadığı iddiasını da çürüten bir organizasyon haline geldi bu proje. Gerçek anlamda izleyiciler gidip bu filmlere ilgi gösteriyor ve  bu da salon sahiplerini ve film yaratıcı ekiplerini oldukça memnun ediyor. 

Ercan Kesal'ın Sen Aydınlatırsın Geceyi, Küf şimdi Yozgat Blues'daki oyunculuk performansı da giderek yeni bir jön yaratıyor. Kesal'ın ayrıca Tayfun Pirselimoğlu'nun yeni filmi Ben O Değilim'de de iki ayrı karakteri canlandırdığını biliyoruz. Giderek genişleyen bir izleyici kitlesine sahip olan Kesal'ın karakteristik yüz ifadesi, tavırları, ağır tonlu yaklaşımları, gözündeki kızarıklık, yüzünde derinlik oluşturan o ifadesi ile tercih edilmeye devam edecek gibi. Kendisini sinemada izlemek oldukça iyi bir deneyim. Bunun yanında bir süre sonra tekrara düşme tehlikesinin sinyallerini de şimdiden veriyor gibi görünüyor.

Yönetmen M.F. Coşkun ise ilk çektiği Uzak İhtimal filmiyle oldukça önemli bir sürece girmişti. İzleyenler bilir Nadir Sarıbacak'ın oynadığı imam karakteri ile Hristiyan bir kadının birbirleriyle ilgili duygusal yakınlıklarına rağmen birbirleri için bu toplumsal normlar içinde neden birer uzak ihtimal olduklarını anlatıyordu. Yozgat Blues'da ise iki yönlü bir uzak ihtimal söz konusu. Birincisi Yozgat ilinde Blues müziğin uzak ihtimalliği, ikinci olarak ise Neşe ve Yavuz'un birbirlerine olan uzaklık ihtimali, hatta ihtimal dahi görünmeyen yakınlıkları. İlki üzerinden gidilecek olursa yetmişli yılların müziğini yapmaya çalışan Yavuz'un bu müziği icra edeceği alanların daralmasıyla başlıyor her şey. Koca İstanbul şehrini bırakıp Yozgat'tan gelen teklifi değerlendiriyor ve öğrencisi Neşe'yi de alıp Yozgat'a yerleşiyor. Yerelde daha ziyade İç Anadolu müziklerinin sevildiğini ve Blues'un Anadolu'da pek de tanınmadığını ve dolasıyla pek de tutulmayacağını anlaması uzun sürmüyor. Aynı düşünceden ötürü mekan sahibi de artık para veremeyeceğini ifade eder.Filmin buraya kadarki bölümü uzak ihtimalin bir bölümünü ve geriye kalan kısmı ise ikinci bölümü ifade eder. Bu noktadan sonra Yavuz'un davranışlarındaki başka bir niyet ortaya çıkar. Aslında sanki mekandan para kazanmak bir perdedir ve patronla yapılan görüşme bu perdeyi kaldırır. Artık bu noktadan sonraki davranışlar Yavuz'un Neşe'ye olan ama asla ifade etmeyeceği gizli ilgisinin ortaya çıkmaya başladığı görülmeye başlar. Çalıştıkları mekandan hiç para alamamalarına rağmen Neşe bu gerçeği hiç öğrenmez. Yavuz elindeki bütün birikmişlerini harcar, düğünlerde müzik yapar, arabasını satar ve Neşe'nin günlük ücretini almaya devam etmesini sağlar. Yani beyaz bir yalanın içinde yaşayıp gider Neşe. Öte yandan Neşe'nin böyle bir gerçekten haberinin olmamasından da kaynaklı olarak rahat tavırlarıyla Neşe kendisine yeni bir çevre kurar ve Yozgat'ta evlenip oraya yerleşme kararı alır. Yavuz da İstanbul'a geri dönmeye karar verir. Ama döndüğünden emin olamıyoruz. Orası muğlak. 

Filmin argümanları üzerinde konuşulacak detaylar sunuyor elbette. Yavuz'un yaşlı biri olarak genç duygular hissetmesi ve bunun yeniden bir yara açması çok sarsıcı. Film boyunca taktığı peruğu Neşe'nin evlenme haberinden hemen sonra çıkarması ve kafasının kelliği, saçlarının beyazlığının ortaya çıkması da kendi yaşlılık düşüncelerine yeniden gömüldüğünün göstergesi. 

Nadir Sarıbacak'ın canlandırdığı şair karakter de filmde akılda çok kalıcı. 

Birkaç cümleyle, film sade bir hikaye anlatıyor. Son dönem Türkiye Sinemasını düşündüğümüzde çok özel bir yere koyamasak da sade bir dram hikayesi. 

Hiç yorum yok: