15 Nisan 2014

ŞAFAKLA DÖNENLER: UMUTSUZ BİR GECENİN YORGUN SOKAK LAMBALARI




Ali Reza DÜRÜ


Murat Eroğlu'nun ilk uzun metraj çalışması olan Şafakla Dönenler filmi uzun süren çalışmaların ardından bugün ilk defa izleyici karşısına çıktı. 33.İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilen filmin yönetmeni ilk gösterim dolayısıyla oldukça heyecanlıydı. 

Film ek çekimlere ihtiyaç duyulması sebebiyle bu seneye kalmış olan gösterim programını bir kenara bırakacak olursam, Ataşehir gibi İstanbul'un en zengin ilçelerinden birindeki sebze halinde çalışan bir baba (Erdal) ve oğul (Merdan) hikayesi anlatıyor. El arabasıyla taşıdıkları sebze ve meyveleri halin kenarındaki duvar dibinde gizlice satmaya çalışan bu ikili el arabalarını çaldırınca tam bir umutsuzluk ve çaresizlik duygusuna bürünürler. Filmin  de anlatı öznesi tam olarak bu odak üzerinde duruyor. Kışın soğukluğu, köpeklerin havlaması, dükkan sahiplerinin sıcak çaylarını yudumlarken ağır ve yorucu yeni bir geceye daha başlayacak olmanın yıpranmışlığı içinde umutsuz sohbetler etmektedirler. Sokağa dağılan sebze kasaları, sebze ve meyveler, ağır ve yorgun şekilde sebze haline giren ve çıkan yorgun kamyonlar, kamyonların üzerinde çatlamış elleriyle çalışan çocuk-genç ve yaşlı işçiler, vergi verenleri korurken vergi veremeyecek halde olan insanların hayatlarına bir karabasan gibi çöken zabıtalar, bütün bu tablonun hemen kenarında duran ama bu resme ait olmayan gökdelenler, yıllardır bu yorgun, kirli ve ağır fotoğrafı aydınlatmaktan tükenmiş sokak lambaları.... Anlatacak çok şey var bu konuda. Ağır yaşamın içinde baba ve oğul bütün o diğer işçilerle birlikte ekmek parası kazanmaya çalışırken onları gören ve duyan bir tek kişi vardır, o da bu kameragözdür. 

Filmin teknik bazı problemleri olsa da sebze hali gibi çok kontrolsüz bir ortamda tek mekanda bir geceden sabaha yani çok sınırlı bir zaman dilimini anlatmaya girişmek biraz cesaret isteyen işler. Son yıllarda kameranın tekrar sokağı görmesi ve sokağın kendisini anlatması açısından da filmi değerli buluyorum. 

Not: iki gündür izlediğim her iki film de (Silsile ve Şafakla Dönenler) filmsel zaman olarak bir akşamdan sabaha kadar olan zamanda geçiyor. Daha önce böyle ilginç iki deneyim üst üste gelmemişti. 

Hiç yorum yok: