27 Mayıs 2014

KAN BAĞLAR / BLOOD TIES: AVRUPADA ÇÖKEN AİLE SİSTEMİNE ÖZLEM



Blood Ties/ Kan Bağları, Guillaume Canet, 2013

Ali Reza DÜRÜ



Beyazperde.com tarafından 26 Mayıs 2014 günü Ortaköy Feriye Sineması'nda düzenlenen ön gösterim sayesinde Kan Bağları ( Blood Ties) filmini izleyip bloggerlarla paylaşma fırsatı bulduk. Edebifilmler adına katıldığımız bu ön gösterimle birlikte yeni bloggerlarla konuşma ve değerlendirme yapmak önemliydi.

Karışık Bir Aile Profili

Filmin geçen sene Cannes Film Festivali programında gösterilmiş olması bizim açımızdan ayrıca bir öneme sahip. Bunun yanında oyuncu kadrosu ve hikayesiyle de yeterince ilgi uyandırmıştı. Filmde polis olan Frank (Billy Crudup) ve abisi Chris (Clive Owen) arasındaki kökleri geçmişe dayanan kardeşlik hikayesinin geldiği nokta anlatılıyor. Annesiz büyüyen bu iki kardeşin orta yaşlara geldiklerinde yolları tamamen ayrılmış ve hayat onları birbirilerinin karşı pozisyonlarında konumlandırmıştır. Frank polis olmuş, abisi Chris ise cinayetten 12 yıl hapis yatmış ve hapisten çıktığında da yine en az 7-8 kişiyi öldürmüş olan bir cinayet zanlısıdır. Polis teşkilatı harıl harıl Chris'i ararken aynı polis teşkilatında görev yapan kardeşi Frank görevi ile kardeşlik bağları arasında uzun süre gelgitler yaşamaktadır. Fikir olarak abisinin savunulacak bir tarafı olmamasına rağmen, aile bağları açısından baktığında her şeye rağmen Chris onun abisidir. Uzun bir zaman görevini yapmaya çalışsa da bir süre sonra emniyet teşkilatında oluşmaya başlayan rahatsızlıklar Frank'ı teşkilattan ayrılmaya zorlar.  Öte yandan hapisten sonra kardeşi Frank'ın evinde yaşamaya başlayan Chris suça bulaşmama kararı almasına rağmen br süre sonra dayanamaz ve cinayet, hırsızlık ve yine bir süre sonra kadın pazarlama ve banka soygunu gibi işlere bulaşır. Natalie'yle evlenip aile kurar ama sağlıklı bir hayat sürmediği için bu aile mutluluğu da uzun sürmeyecektir. Frank ise içeri attırdığı bir suçlunun eşine aşıktır ve ikilinin ortak bir geçmişleri de vardır, tutkulu şekilde içeri attırdığı adamın eşi olan Charlie'nin peşinde dolanmaktadır ve bir süre sonra onu ikna edip birlikte yaşamaya başlarlar. Ama eski eş hapisten çıktığı zaman bu ikilinin peşine düşüp öldürmeye çalışacaktır. Tam bu noktada Chris devreye girer ve kardeşini öldürmek isteyen adamı öldürür ve tam da bu noktada uzun süredir kaçtığı polislere yakalanır.

Suça Bulaşmış Kişilerin Topluma Kazandırılması

Karmaşaık bir aile profili sunan Kan Bağları filmi suç, adalet ve aile bağları kavramları üzerinden ilerliyor. Suça bulaşmış olan Chris kendini o hastalıktan kurtaramıyor ama aslında toplum da onları kazanmak için kılını kıpırdatmıyor. Örneğin belediyeden kiralamaya çalıştıkları ve cafe olarak işletmek istedikleri yeri sırf yaklaşan seçimlerde belediye başkanının imajına zarar verecek endişesi yüzünden ellerinden alan belediye görevlisi orada kurumları temsil etmekte ve devlet  kurumlarının suçlulara bakış açısını simgelemektedir. Öte yandan Chris'in eski eşi, arkadaşları, kardeşi ve çalıştığı yerlerdeki işverenleri vb herkes Chris'in güvenilmez biri olduğu ve yeniden aynı işlere bulaşacağından eminfirler. Bütün bunların toplamında suça bulaşmış bireyi içine alıp kazanmaktan uzak duran toplum yüzünden eski şlerine geri dönen Chris yaklaşık 7-8 kişiyi daha öldürerek toplumun bu tavrına karşı içindekileri kusar. Yani toplumun bu öteleyici dili bu kadar insanın canına mal olabiliyor ama suçlu olarak kanun karşısına çıkan sadece bir kişi var ve o da tetiği çeken kişi oluyor. Aslında onu suça iten sebeplere bakıldığında çok daha fazlası açıkça görülüyor. Bu durumu dünyanın her ülkesine genellemek neredeyse mümkün. Halbuki insanlar suçlu doğmaz, suça yönelirler. Bu yönelimleri iyi anlayıp gerekli önemlerin alınması hem kurumların hem de bireylerin sorumluluğu altındadır.

Öte yandan polis olan Frank da abisi hapisten çıktıktan sonra karmakarışık olmuştur. Kendi teşkilatında abisiyle ilgili yapılan armalar, sorgulamalar aile düzenini altüst ederken, küçükken abisine ihanet etmesi yüzünden de kendini hiçbir zaman affedemez.Abisinin polisle ilk tanışması olmuştur bu ihanetin bedeli ve abisi daha sonra polisten bir türlü kurtulamamıştır. Bu yüzden Frank bütün bu olanların sorumlusu olarak bir anlamda kendini de suçlamaktadır. Sorunlu giden ilişkisi, ailevi problemleri, babasını kaybetmesi, annesiyle ilgili öğrendikleri, işiyle ilgili sorunları vb her şey Frank'ın üzerine gider, kafası karmakarışıktır. Hayatını sorgulama durumuna geçmiştir. Bütün motivasyoları kırılmış, hayatının orta yaşında bildiği her şeyi unutup yeniden bir hafıza oluşturmak zorunda kalmıştır. Bu yüzden ne yapacağını bilemez haldedir. Her şeye rağmen güçlü görünmeye çalışır ama aslında içinde ciddi zayıflıklar taşır.

Avrupa'da Çöken Aile Sistemine Duyulan Özlem

Kan Bağları filmi ailevi değerleri yücelten, her şeye rağmen insanın ailesinin insanı koruyacak tek mekanizma olduğunu söyleyen bir işleve sahip. Aile değerlerinin çökmeye yüz tuttuğu Avrupa ve Amerika'dan böyle bir filmin çıkmasının farklı bir anlamı vardır elbet. Son elli yıl içerisinde bireyselliğin patlaması sonucu birlikteliğin sembeolü sayılabilecek aile bağları ciddi bir tükenişe geçmiş ve devletler bu konuda önlemler almaya başlamış durumdadır. Bu durumda bu filmin Avrupa ve Amerika toplumuna söylemeye çaılştığı bir mesaj var kuşkusuz. Yaşadığınız her şeye rağmen aile bağlarınız çok değerlidir mesajıdır bu. Flmin dönemsel olarak 1960'ları temsil etmesi de bu anlamda br hatırlatma gibi görünüyor. Toplumun kendi içinde bireyselliğe geçiş döneminin önemli bir kırılma zamanına işaret eder bu yıllar. Aile bağlarının son çırpınışları. 60'lı yılların müzikleri, arabaları, giysileri filmin her yerinde açıkça kendini gösterir. Kara film türüne uygun sayılabilecek olan bu filmin durumu drama çevirmeden kardeşlerin içinde yaşadığı duygulara odaklandığını söylemek mümkün.






Blood Ties/ Kan Bağları Fragmanı İzle


20 Mayıs 2014

NEDİR BU EDEBİ FİLMLER ?




Uzun zamandır bir çok kişiden edebifilmlerin kapsamı konusunda mesaj alıyorum, sorular soruluyor. Bu anlamda ilk elden kabaca bir liste yayınlamayı uygun buldum. Aşağıdaki filmler 1990 sonrası Türkiye sinemasında görülen ve edebifilmler kapsamında gördüğüm filmleri içeriyor. Halen kapsamlı bir değerlendirmem devam etmekte olduğu için şimdilik listenin küçük bir kısmını paylaşıyorum. Ve bu listenin içinde dünya sineması bulunmamaktadır. Listeyi inceledikten sonra sizlerin eklemek istediği Türkiye veya dünya sinemasından filmleri bana yazabilirsiniz.Bu anlamda aşağıdaki listenin tartışılmasını önemli buluyorum.

Nuri Bilge Ceylan (Kasaba, İklimler, Üç Maymun, Bir Zamanlar Anadolu'da)
Reha Erdem (Beş Vakit, Hayat Var, Kosmos,  Jin, Şarkı Söyleyen Kadınlar)
Derviş Zaim (Cenneti Beklerken)
Özcan Alper (Sonbahar, Gelecek Uzun Sürer)
Pelin Esmer (11'e 10 Kala, Gözetleme Kulesi)
Zeynel Doğan, Orhan Eskiköy (Babamın Sesi)
Ali Aydın (Küf)
Onur Ünlü ( Sen Aydınlatırsın Geceyi)  
Selim Güneş ( Kar Beyaz) 
Yavuz Turgul ( Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni)
Seyfi Teoman (Bizim Büyük Çaresizliğimiz)
Semih Kaplanoğlu (Meleğin Düşüşü, Yumurta, Süt, Bal)
Mahmut Fazıl Coşkun (Uzak İhtimal, Yozgat Blues)
Emin Alper (Tepenin Ardı)
Ömer Kavur Filmleri (Gizli Yüz )
Tayfun Pirselimoğlu (Saç, Pus, Rıza, Hiçbir yerde, iz) ????
Tunç Başaran (Uçurtmayı vurmasınlar)
Seren Yüce (Çoğunluk)

17 Mayıs 2014

MADEN FİLMLERİ



Maden, 1978


Her an ölüm tehlikesiyle karşılaşan maden işçilerinin çalıştıkları ocaklarda gereken önlemler alınmaz. Ve uyarı amacıyla imza toplanırsa da dayanışma sağlanamaz. Davasında yalnız kalan İlyas (Cüneyt Arkın) direnmesini sürdürünce sendika ağaları tarafindan kurşunlatılır. Bir süre sonra da tlyas'ın göçük altında kalııp ölmesi sonucu ilk kez işçiler bir araya gelir. Ve film 'işçiler birleşin” sloganıyla biter.




Yük, 2012
Gerçek bir öyküden yola çıkılarak senaryolaştırılan ‘Yük’ filmi bir cinayet sebebiyle hasmından kaçmak için madende saklanan bir adamın hikâyesi. Cemal arkadaşının ölümüne sebep olup; onun kardeşinin hışmından kaçarken; ölen adamın kardeşi Cumali intikam almak için onun peşine düşmüştür. Zeynep şu anda Cemal ile evlidir ancak birkaç sene öncesi evli ve çocuklu olan Cumali ile tutkulu bir ilişki yaşamıştır.

Geriye dönüşler ve şimdiki zaman, geçmiş ve gelecek arasındaki geçişlerle bu üç insanın yaşadıkları öykü beyazperdeye taşınıyor. Senaristliğini ve yönetmenliğini Erden Kıral'ın üstlendiği film gerçek bir öyküden esinlenerek sinemaya aktarılmış. Adana Altın Koza Film Festivali'nin yarışmalı bölümünde yer alan filmin başrollerini ise Tülin Özen, Nadir Sarıbacak ve Tansu Biçer paylaşıyor...





Kelebeğin Rüyası, 2013

'Kelebeğin Rüyası'nda Zonguldak'ta yaşamış yazarlar Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayatı anlatılacak. Yapımda Yılmaz Erdoğan, Mert Fırat, Kıvanç Tatlıtuğ, Belçin Bilgin, Farah Zeynep Abdullah, Taner Birsel, Ahmet Mümtaz Taylan gibi sinema ve televizyon dünyamızın önemli isimleri yer alıyor.

Zonguldak'ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa'da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı'nın kızı Suzan'ın Zonguldak'a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer'in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940'lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer'in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir... 



Madencinin Kızı, 1980

Country müziğin en ünlü isimlerinden Loretta Lynn’in hayatını beyazperdeye taşıyan biyografik film “Coal Miner’s Daughter”, başroldeki Sissy Spacek’e En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar kazandırmıştı. Michael Apted’in usta rejisiyle kotardığı film Lynn’in müzik kariyerinin ilk günlerinden başlayarak genç kadının üne kavuştuğu, büyük fırtınalar atlattığı dönemleri ekrana yansıtıyor. Başta Tommy Lee Jones olmak üzere bütün oyuncu kadrosunun başarılı bir iş çıkardığı film müzikleriyle de ilgi çekiyor.



Billy Elliot, 2000

1984 İngiltere’si… Kuzeyde çalıştırılma metotları nedeniyle koşullarına karşı gelen madencilerin grev yaptığı dönem… Billy Elliot yaşına rağmen olgun, 11 yaşındaki bir çocuktur. Babası ve ağabeyi ile birlikte yapılan grevlere katılmaktadır. Billy, kararlarını tıpkı bir yetişkin kararlılığıyla vermeye çalışmaktadır. Bir gün boks sporunu bırakıp bale yapmak istediğini söyleyince ise ailesi ona karşı çıkacaktır. Ancak Billy’nin yanında onun bu kararını destekleyen insanlar da olacaktır. 


Germinal, 1993

Etienne Lantier iş bulma ümidiyle Kuzey Fransa'da küçük bir maden kasabasına gelir. Burada açlık sınırında yaşayan işçi ordusuna katılır ve onlar gibi, gün doğumundan batımına dek madende kazma sallar. Çok geçmeden zorlu koşullar karşısında işçileri örgütlemeye karar verir ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi amacıyla bir grev düzenler. Tüm bu olumsuzluklar içinde Catherine adlı bir kıza gönül vermiştir. Ancak olaylar Etienne'in beklediği gibi gelişmez ve iki aşığı sürpriz bir son bekler.




4 Mayıs 2014

67. Cannes Film Festivali Programı

Bu yıl 14-25 Mayıs 2014 tarihleri arasında 67. kez düzenlenecek olan Cannes Film Festivali’nin programı yine çok iyi film ve yönetmenlerle dolu.

Ana Yarışma
Olivier ASSAYAS / CLOUDS OF SILS MARIA                     
Bertrand BONELLO / SAINT LAURENT                   
Nuri Bilge CEYLAN / Kış Uykusu               
David CRONENBERG / MAPS TO THE STARS
Jean-Pierre DARDENNE, Luc DARDENNE / DEUX JOURS, UNE NUIT
Xavier DOLAN / MOMMY
Atom EGOYAN / CAPTIVES
Jean-Luc GODARD / ADIEU AU LANGAGE
Michel HAZANAVICIUS / THE SEARCH
Tommy Lee JONES / THE HOMESMAN
Naomi KAWASE / FUTATSUME NO MADO                        
Mike LEIGH / MR. TURNER
Ken LOACH / JIMMY’S HALL
Bennett MILLER  / FOXCATCHER
Alice ROHRWACHER / LE MERAVIGLIE
Abderrahmane SISSAKO / TIMBUKTU
Damian SZIFRON / RELATOS SALVAJES
Andrey ZVYAGINTSEV / LEVIATHAN    

2 Mayıs 2014

He Bu Tune Bu: Masalların O Bildik Cümlesi

Bir Varmış Bir Yokmuş, Kazım Öz, 2014

Helin KAYMAK


He bu tune bu... Biz biliyoruz ki, büyüklere masal anlatınca inanmazlar ama  böylesini izlerler!
Öncelikle tebriklerimi iletmek isterim  mütevazi yönetmene; hepimizin gündeminde de yer tuttuğu üzere;  'Bir Varmış Bir Yokmuş' filmiyle Cinema du Reel Festivali'nde ödül kazanan Kazım Öz, geçen yıl Paris'te üç Kürt kadın siyasetçinin öldürülmesine ilişkin Fransız Hükümeti'nin tutumunu protesto etmek için ödülü reddederek, toplumsal bellekleri tazelemişti.
'Bir Varmış Bir Yokmuş'  Filminin Türkiye Galası ise 33. İstanbul Film Festivali kapsamında dün gece yapıldı. Filmden beklenti çokça yüksek olsa ki günler öncesinden biletleri tükenmiş buna rağmen gösterimin yapılacağı sinema salonunun önünde biletsiz çok kalabalık bir grup filmi izleme beklentisiyle film başlayıncaya dek bekleyişini sürdürdü ve netice itibariyle ekibin de desteğiyle filmi izleme şansını yakalayabildiler. Festivale set ekibiyle katılarak, seyirci sorularını yanıtlayan Kazım Öz, filmin bir ekip çalışması olduğunu samimiyetle belirtirken mütevazı tavrıyla ilgileri topladı.