7 Ekim 2014

BEN O DEĞİLİM : KİMLİKSİZLİK SARMALI


2014 İstanbul Film Festivalinden En İyi Film ödülüyle dönen Ben O Değilim nihayet Başka Sinema salonlarındaki yerini aldı. Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu Rıza-Pus-Saç üçlemesinden sonra bu defa kimliksizlik meselesine daha etraflı bakmayı denemiş.

Film bir erkekler dünyası olarak başlıyor. Bu erkekler dünyasında bolca pornografik ögeler, yalnızlık, anlamsızlık gibi içerikler var. Bu dünyayı oluşturan kavramlar aynı zamanda onları bu dünyanın dışındaki bir alana doğru savuruyor. Bir restorantın temizlik görevlileri olarak çalışan bu erkekler, bulaşıkçı olarak aralarına katılan Ayşe'den sonra bir dönüşüme uğruyor. Ama bu durum en çok Nihat'ı etkiliyor. hayatı tam bir boşluk ve hiçlik duygularıyla dolu olan Nihat kadının samimi davranışlarıyla birlikte kendi yalnızlığından çıkıp kadının dünyasında bir yer edinmeye çalışıyor. Eşi cezaevinde olan Ayşe, kocasına çok benzeyen Nihat'ı evinin ve dünyasının merkezine yerleştiriyor. Eşi Necip'le olan bütün bitirilmemiş işlerini Nihat'la tamamlamaya, yaşamaya çalışıyor. Nihat da bu sürece katılım konusunda gönüllü oluyor ve giderek Ayşe'nin kocası Necip'e benzemeye çalışıyor. Önce Necip'in terliklerini giyiyor, sonra arabasını alıyor, kahverengi ayakkabılarını giyiyor, gözlüklerini takıyor, koluna dövme yaptırıp bıyıklarını kesiyor, Necip'in kıyafetlerini de giyip iyiden iyiye onun kimliğine bürünüyor. Burada bütün mesele Nihat'ın kendi kimliğiyle olan belirsiz görünümde. Nihat'ın yaşamına dair verilen detaylarda öne çıkan şey anlamsızlık gibi görünüyor. Bu varoluşsal eksiklikte anlam arayışı giderek daha belirgin hale geliyor. Bu haliyle kimi yerlerde Albert Camus'un Yabancı'sını anımsatan bir karakter yaratımı dikkat çekiyor. yaşamını şekillendirmek için özel bir çaba sergilemeyen, yaşayacağı iki ayrı şey arasında pek bir fark görmeyen ve dolayısıyla yaşayacağı şeyler arasında bir tercihte bulunmayıp önüne ne gelirse onunla mutsuz olmayı kabullenen bir karakter yapısı  bu. Nihat ise kimi yerlerde Yabancı'dan ayrılıyor. Örneğin kendi yaşamında olmayıp da Necip'te olan düzenli bir ev, bir eş, araba, belirgin bir karakter, toplumsal çevre gibi özellikler Nihat'a çekici gelebiliyor. Özel bir tercih veya çaba gibi görünmese de Necip'in sahip olduğu bu unsurlara sahip olmayı arzuluyor. Bu yüzden başta tepkisiz kalsa da giderek Necip'e benzemek Nihat'ta da bir yer ediniyor ve bu sarmalın içine doğru yerleşiyor. Buna bir girdap demek de yanlış olmaz. Özellikle de Neci'in görünürde belirgin ve güçlü bir karaktere sahip olduğunu, evrakta sahtecilik yaparak cezaevine girdikten sonra iki kişiyi şişleyerek öldürmesinde görüyoruz. Nihat'ın bu kimliğe olan özenini ise filmin başlarında Nezarete atıldığında yanındaki kişiyi polisten sonra Nihat'ın da tekmelemesinde görüyoruz. Burada bir güç arayışı öne çıkıyor, çünkü kendisi zayıf bir kimlik taşıyor. 

Nihat her gece Ayşe'nin gittiği için zamanla o evin bir parçasına dönüşüyor. Tekne gezintisine çıktıkları bir gün Ayşe'nin boğulması sonrası her şey bir başka aşamaya geçiyor. Nihat kendi kimliğini tamamen öteleyip Necip gibi yaşamaya başlıyor. İzmir'de Ayşe'ye çok benzeyen Asiye adlı bir kadına rastlayıp kadının peşine düşüyor ve bir süre sonra birlikte yaşamaya başlıyorlar. Aslında filmin başında Ayşe'nin içine girdiği arayışı bu defa Nihat sürdürüyor. Ve nihayet Necip hapisten firar ettiğinde Nihat onu görüyor, merak edip takip ederek kaldığı oteli buluyor ve boş bir zamanda otel odasına giriyor. Baskına gelen polis onu Necip zannederek yakalayıp tekrar hapse atıyor. Hapse girme konusunda da Nihat'ta hiçbir karşı tepki görmek mümkün değil. Çünkü tamamen Necip olmak için hapse girmesi gerekiyordu.

Nihat'ı anlamak zor gibi görünebilir. Hatta çoğu kişi onun gibi davranmayı tercih etmeyebilirdi. Nihat'ın yaşam koşulları ve kendi varoluşsal gerçekliği ekseninde onun davranışlarının dışsal bir gerçeklikle ilgili yok. O kendi sınırları içerisinde böyle davranabilen bir kişi.