11 Şubat 2015

BÜYÜK ‘BALIK’ KÜÇÜK ‘BALIĞI’ YUTAR

BALIK(2013) – DERVİŞ ZAİM



Ali Reza DÜRÜ


Derviş Zaim’in Devir(2012) filmiyle başladığı üçlemenin ikinci filmi Balık filmi izleyiciyle bir süre önce buluştu. Üçlemenin son filmi olan Kıtmir’in ise yapım hazırlıkları devam ediyor. Türkiye sinemasının autor yönetmenlerinden olan Zaim her zaman kendi anlayışına has sinematografisiyle farkını ortaya koyuyor. İlk çektiği film olan Tabutta Rövaşata(1996) filminden bu yana beğeni kazanarak devam eden Zaim her zaman insanı ve doğayı merkeze almaya özen gösteriyor.

Devir filmiyle ilgili daha önceden detaylı bir yazı kaleme almıştım. Doğanın kendi içindeki döngüsü, hayvanlar ve insanların yaşantıları ve bu yaşantılara insan eliyle yapılan müdahalelerin sonuçlarına ilişkin bir film olarak dikkat çeken film pek ses getirmemişti ama içinde tartışılacak oldukça önemli başlıklar vardı. Zaim sinemasının içinde türü itibariyle belgesele yakın olduğu için ayrı bir yerde duran Devir kimisini memnun etmiş kimi izleyiciyi de hayal kırıklığına uğratmıştı.

Başrollerini Bülent İnal ve Sanem Çelik’in üstlendiği Balık ise üçlemenin devamı olmasına rağmen belgesel türünde değil kurmaca türünde çekilmiş. Zaim’in bunu en baştan beri mi kurguladığı yoksa Devir filminin belgesel türü pek takdir toplamayınca mı değiştirmeye karar verdiğini bilmek elbette zor. Balık’ta kızı Deniz’in hastalığı nedeniyle sürekli para bulmak zorunda olan Kaya’nın maddi olarak tükenişi sonrasında kendince bulduğu çözüm anlatılıyor. Kendi teknesiyle balık avlayan Kaya işlerin yolunda gitmemesi sebebiyle yeterli para kazanmamakta, evin ve hastanenin masraflarını karşılamakta epeyce zorlanmaktadır. Filmin başında borcundan ötürü evine icra geleceği bilgisi de verilmekle birlikte filmin devamında bu konu bir daha gündeme gelmemektedir. Ekonomik olarak kıskaçta olan Kaya balık pazarında çoğu zaman küçük paralar kazanmakta fakat bu parayı da bakkal borcu vb yerlere harcamaktadır. Eşi Filiz genel anlamda gerçeklerle bağını bir miktar koparmış ve kendini kızının izleyiciyle paylaşılmayan hastalığının çözümüne adamıştır. Balık yerse iyileşeceğine inanmaktadır. Bu yüzden özel akvaryumlarında besledikleri özel bir tür balıkları vardır. Öyle ki bu balık gerçekte var olmayan ve kimsenin tanımadığı bir tür balıktır. Bu balık üzerine ticari hesaplar yapan Kaya eşini bu balıkların yaşadığı yeri söylemesi konusunda ikna edebilmek için epey zorlanır. Filiz de tıpkı kızları Deniz gibi küçükken konuşamazmış ve bu yüzden babası ona mistik bir balık vermiş ve ondan sonra konuşmaya başlamıştır.




Yönetmenin doğayla kurduğu ilişkide doğanın mistisizmine ve iyileştirici özelliğine bu yönde bir atıf yaptığını tahmin ediyorum. Kızlarına Deniz ismini vermiş olmaları da denizkızı mitolojisine atıfta bulunuyor. Eşinin mistik takıntıları, kızının hastalığı, gölde balık yakalayamayışı gibi temel problemlerden hareketle Kaya çırpınıp durmaktadır. Genel anlamda geçimini gölden balık tutarak sağlayan köy halkı gibi Kaya da sadece gölden beslenmektedir. Aslında üretici konumunda değil doğal dengenin içinde kendine parantez açmaya çalışan tüketici bir konumdadır. İşler yolunda gitmeyince göle, balıklara ve doğaya ihanet ederek daha fazla para kazanıp hayat standartlarını değiştirebileceğine inanır ve kimyasal sıvılar alıp göle dökerek zehirlenip ölen balıkların su yüzüne çıkmasına neden olur. Zehirlenen balıkları toplayıp balık pazarında satar. Balıkların köy dışına pazarlandığını öğrenip kendini rahatlatır. İçinde zehir taşıyan bu ölü balıklar sepetlerle başka insanlara taşınır. Bir süre işleri bu şekilde kazandığı paralarla yoluna koymaya çalışır. Kaya’nın çözümü balıklara zehirlemekte bulması filmin temel dinamiğini oluşturuyor. İnsanlar doğayla kurdukları ilişkiyi çarpıtmayı öğrendiğinden beri başları sıkışınca doğaya zarar vermeyi kolay kabullenir hale geldiler. Doğayla birlikte üretmek yerine sadece doğaya zarar vererek onun yüreğindeki cevheri söküp alarak para kazanmak her zaman öncelikli tercih haline geldi. Kapitalizmin temel prensibi tam olarak bu şekilde ifade edilebilir. Dünyanın herhangi bir yerinde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda olan insanların başvuracağı yol her zaman bu olagelmiştir. Filmde temel problemin kızı Deniz’in sağlık giderleri olarak gösterilmesi ücretsiz bir sağlık sistemine duyulan ihtiyacı işaret eder. Aksi halde balık gibi çırpınan bu insanların kendilerini karaya vuruşları ve karada çırpınırken ölmeleri söz konusudur.

Filmde göle zehir dökme ihanetinin bir anlamda cezasız kalmayışı da doğanın doğal döngüsüne işaret eder. Yakaladığı zehirli balıklar bir şekilde dönüp kendi evine kadar girer ve eşi Filiz yediği bu zehirli Turna balığından ölür. Kaya teslim olur ve hapse girer. Doğaya yaptığı ihanetin bedelini eşini kaybederek ve hapse girerek öder. Kızı Deniz’den mahrum kalmış olur.

Yönetmen Zaim Devir filminde de ele aldığı doğa temasına Balık’la bir üst noktaya taşımış. Yaşadığımız yüzyılın en temel problemi olan tahribat ve doğanın tüketilmesi çok naif görsellerle ele alınmış. Yazının başlığında kullandığım büyük balık küçük balığı yutar benzetmesinde olduğu gibi büyük balık her zaman doğanın kendisidir, buna karşı küçük-büyük hesap yapan ise en fazla küçük balık olarak kalmaya devam edecektir.


Devir filmiyle ilgili yazım için aşağıdaki linkleri ziyaret edebilirsiniz.



Hiç yorum yok: