29 Haziran 2015

STILL ALICE - “YİTİRME SANATINDA USTALAŞMAK”



Ali Reza DÜRÜ


“YİTİRME SANATINDA USTALAŞMAK”



Vizyona giren Beni Unutma (Still Alice) filmiyle birlikte unutmak, hafıza kaybı, hatırlamak gibi hayatın temel bazı kavramlarını tekrar sorgulama ihtiyacı doğdu. Bu yazıda Beni Unutma filmi üzerinden bu konuyu tartışmaya ve hatırlamak veya unutmak kavramlarını sorgulamaya çalışacağım.

İnsan hafızasının bilgi depolama kapasitesi hiçbir zaman dolmadı. Herkes kendi hayatının malzemesini hafızasında taşıyor. İnsanın kendine ait bütün anlamları, tanımlamaları, anıları, özellikleri, planları, düşleri, düşüşleri ve düşünceleri hafızasında saklı duruyor. Hafızanın yok olması durumunda kişi eskisi gibi kendisi olmayacaktır. Kişilerin hafızası toplumun da hafızasını belirler. Toplumsal bellekte yer alan katliamlar, sürgünler, darbeler, işkenceler hiçbir zaman unutulmadı. Peki unutulursa? Bir sabah kalkınca geriye dönük hiçbir bilgiye sahip olmadığımızı görürsek ne olur? Geçmiş yaşantılara dayanarak gelecek kurgulandığı için aslında düne ait her şey kaybolduğunda gelecek de belirsizleşmeye başlar.

Unutmayı ifade eden tipik terimler demans, amnezi, alzheimer ve bunama olarak belirtilebilir. Tibbi olarak aralarında kısmi farklılıklar bulunan bu kavramların tamamı unutmayı ifade eder.  Unutmanın bazı temel belirtileri şöyle karşımıza çıkar: günlük yaşamı etkileyecek kadar unutkan olma kişilerin adlarını, olayları hatırlayamama, gündelik işleri yapamama (yemek yapmak gibi), kelimeleri bulurken zorlanmak, tarihleri ve bilinen yolları hatırlayamama, çok basit konularda bile karar vermede güçlük çekme, hesap yapamama, pratik düşünmede zorluk çekme, eşyaların yerlerini karıştırmak (koyarken başka yere koymak), davranışlarda ve ruh halinde değişiklik, karakter özelliklerinin değişmesi, insanları suçlama, sorumluluk sahibi olmaktan kaçmak alzheimerın belirtileridir.

Richard Glatzer ve Wash Westmoreland tarafından çekilen ABD yapımı Beni Unutma (Still  Alice, 2014 ) filmi, Julianne MooreAlec BaldwinKristen Stewart gibi oyuncular tarafından canlandırılarak hayat buluyor.  Filmde Alice (Julianne Moore) kariyer sahibi  bir akademisyen olarak ailesiyle mutlu bir hayat sürmektedir. Üniversitede verdiği bir konferans esnasında aradığı kelimeyi bir türlü bulamayınca bir şok yaşatır ve daha sonra yürüyüşe çıktığında evin yolunu bulamaz. Bunun üzerine bir nöroloğa görünür. Nörolog erken alzheimer şüphesinden bahseder. Bunun genetik olarak taşındığını ve normalde çok daha ileri yaşlarda başlayan bu hastalığın Alice'te erken yaşta başladığını vurgular. Bunun üzerine hayatının seyri değişen Alice bu gerçeği bir süre ailesinden gizlemeye karar verir. Fakat hayatı gerçek anlamda zorlaşmaya başladığında eşiyle durumunu paylaşır. Giderek aradığı kelimeleri bulmakta  ve günlük yaşam becerilerinde zorlanmaya başlar. Evde tuvaletin nerede olduğunu unuttuğu için altına kaçırmaya başlar. Kızının adını unutur. Doğum tarihini, nerede yaşadığını, kaç çocuğu olduğunu ve isimlerini telefonun notlar bölümüne kaydederek yaşamını kolaylaştırmaya çalışır. İleride çok kötü bir duruma geldiğinde intihar etmeyi düşünemeyecek kadar ağırlaşacağını hesap ederek kendine bir video hazırlar ve nasıl intihar edeceğini kendine anlatır. Alzheimer giderek ilerler ve işinden ayrılmak zorunda kalır. Giderek yalnızlaşır, kendini izole eder. Eşine karşı utanç duguları yaşar. Filmin bir yerinde "keşke kanser olsaydım, o zaman daha az utanırdın der." Eşi ise Alice'e karşı ilgili olmakla beraber kendi kariyeri peşindedir. Alice eşine bu yıl izne ayrıl, belki de hatırlayacağım son yazı yaşayacağım demesine rağmen bu teklifi karşılık bulmaz. 

Filmde alzheimer hastalığının tüm aşamaları sırasıyla görülüyor. Bir yandan içine düştüğü hastalığın psikolojik etkileriyle baş etmeye çalışan Alice öte yandan eşi ve çocuklarına karşı güçlü görünmeye çabalar. Genel anlamda alzheimer hastalarının ruhsal belirtileri arasında sayılabilecek olan üzüntü, keyifsizlik hali, keder, kızgınlık, yalnızlık duygusu, depresyon, uykusuzluk, çaresizlik, utanma, alınganlık ve son olarak da intihar düşünceleri gibi temel bütün duygusal süreçleri hisseder.  İçine düştüğü kuyudan hiçbir zaman çıkamayacak olduğunu bilmesi ve bugüne dair her şeyin hafızasında hiç yer etmeyeceğini bilmesi ona çok ağır gelir. Nitekim kendine video mesaj yoluyla hazırladığı intihar planını devreye sokar fakat son anda bakıcının eve gelmesiyle birlikte bu plan gerçekleşemeden ortadan kalkmış olur. Ama önemli olan Alice'in unutmak karşısında verdiği tepkilerdir. Hatırlamamanın karşılığını ölmek olarak ifade etmeye çalışır. Çünkü ömür boyunca zihniyle var olmuş ve kendini hep bu şekilde ifade etmeye çalışmıştır. Yani hafızasının işlevsizleşmesi hayatının işlevsizleşmesiyle eş anlamdadır ve biri yoksa diğeri de yok hükmündedir. Bana göre filmin en vurgulu noktası bu intihar girişimidir. Ve video şu cümleyle başlar:"Merhaba Alice, ben aslında senim." Yani videoyu kaydederken bir gün kendi yüzünü gördüğünde tanıyamayacak olduğunu daha o zamandan anlamıştır Alice. Bu herkes için çok ağır bir durumdur. Bir gün aynadan gördüğünüz yüzünüzü bir başkası sanmanın ağırlığı herkesin taşıyabileceği bir durum değildir. 



Yaşanan durum Alice için olduğu kadar ailesi için de bir o kadar ağır bir durumdur. Eşi ve çocukları bir ömür beraber yaşadıkları Alice'in kendilerini bir daha hatırlamayacağını ve her defasında kendilerini hatırlatarak iletişim kurmaları ailesi  için oldukça ağır bir travmadır. Aile içinde söz hakkı ve iradesi giderek zayıflayan Alice zamanla evdeki herhangi bir eşya gibi temzilenmeye ve bakıma muhtaç bir hal alacaktır.

Hafıza, unutmak, hatırlamak gibi sanatın kendi üzerinden yeniden ürettiği temalar Türkiye sineması açısından çok tanıdık bir tema değil. Geçmiş filmler incelendiğinde genel anlamda hafıza kaybı, görme veya işitme kaybı gibi durumlar daha çok belirli bir kaza sonrası ortaya geçici olarak ortaya çıkan problemler olarak görülür. Yeşilçam yıllarında bu durum çok daha net olarak karakterize edilebilir. Bir travma sonrası hafızasını kaybeden karakterler yine başka bir beyin travması sonrasında hafızasına tekrar kavuşur. Oysa bu durum bilimsel olarak sorunlu bir tanımlama biçimidir. Bu basitliğin ötesine gidemeyen Türkiye sineması aynı zamanda konunun özünü de kaçırmak gibi acı bir durumla karşı karşıyadır. Yakın dönem sinemada ise karakterini hafıza kaybına bağlı olarak tanımlayan iki film görüyoruz. İlk film Ömer Vargı tarafından 2007 yılında çekilen Kabadayı filmi. Yavuz Turgul’un senaryosu olan filmde Şener Şen’in canlandırdığı Ali Osman karakteri yaşla beraber hafıza yitimi yaşamaktadır. Durumu giderek ağırlaşan Ali Osman ömrü boyunca yaşayarak biriktirdiği bütün değerlerini anılarıyla birlikte yavaş yavaş kaybeder. Unutmak üzerine temellendirilmeye çalışılsa da film meselenin özünden çok uzaktır.  Asıl olarak Özer Kızıltan tarafından 2011 yılında çekilen Beni Unutma filmi meselenin tam da özüne temas etmeyi başarmıştır. Filmde Sinan (Mert Fırat) ve  Olcay(Açelya Devrim Yılhan) arasındaki ilişki ve hafıza kaybına bağlı olarak ortaya çıkan değişimler anlatılmaktadır. Filmin asıl meselesi hatırlamak ve unutmak üzerine kuruludur ve prensip olarak Still Alice filmiyle benzerlikler taşımaktadır. Türkiye sinemasında hafıza teması üzerine yapılmış en iyi film olarak anılmak bu filme verilecek en büyük ödüldür.

Dünya sinemasında ise bu temanın sıkça işlendiğini ve örneklerine çokça ulaşılabildiği görülüyor. Birçok örnek arasından başlıcalarını şöyle sayabiliriz: Lost Highway (Kayıp Otoban) (1997),  Eternal Sunshine Of Spotless Mind (Sil Baştan) (2004), Mulholland Drive (Mulholland Çıkmazı) (2001), Spellbound (Öldüren Hatıralar) (1945), Memento (2000), Butterfly Effect (Kelebek Etkisi) (2004), Bourne Identity (Geçmişi Olmayan Adam) (2002), The Jacket (Çıldırış) (2005), English Patient (İngiliz Hasta) (1996). Dünya sinemasının çoktan keşfettiği hafıza temasını Tirkiye yapımlarında da yaratıcı örneklerle seyretmeyi umuyoruz.
  
                              

Kaynaklar
Wikipedia.org
Beyazperde.com
Not: Yazının başlığı filmde de yer verildiği üzre şair Elizabeth Bishop’un bir dizesinden alıntıdır.